Anadolu’nun zeybeği, break dansa karşı

Dünyaca ünlü break dans yıldızları Roxrite ve Neguin, Anadolu Türk halk danslarını keşfetmek ve dünyaya tanıtmak için Türkiye’ye geldi.‘Red Bull Anadolu Break’ projesi kapsamında Anadolu’yu gezecek olan ikili, Doğu ve Batı’nın danslarını harmanlayacak. Organizasyonun ilk durağında Aydın’a giden dansçılara Anadolu’nun cesur zeybekleri meydan okudu. Zeybek ile break dansın karışımı olan zey-break stili ise izleyenlerin beğenisini kazandı. Ünlü dansçılar Denizli’de kaşık oyunu, Kars’ta ise Kafkas danslarını öğrenecek. Onların 3 farklı şehirde yaşayacakları dans tecrübeleri, bir belgesele dönüşecek. Yönetmenliğini Taylan Mutaf’ın üstlendiği belgesel, tüm dünya kanallarına servis edilecek.Aydın’da efeler tarafından coşkulu bir şekilde karşılanan break dansçılar, Dampınar köyündeki sünnet düğününe katıldı. Brezilyalı Neguin ve Amerikalı Roxrite çiftinin zeybeklerle birlikte sergiledikleri danslar büyük beğeni topladı. İkili ardından Afrodisias antik kentini ziyaret etti. Tiyatroda davul zurna eşliğinde havada taklalar atan b-boylar ve zeybekler görsel bir şov sundu.Zey-break projesinin fikir babası Kadir Memiş, Bilecikli Yörük bir ailenin çocuğu. 10 yaşındayken Almanya’ya ailesinin yanına göç etmek zorunda kalmış. Berlin sokaklarında tanıştığı break dans onu hayata bağlayan tek şey olmuş. Hiphop dansıyla büyüyen Memiş, yerel dansları öğrenmeye karar verdiğinde karşısına Ege Üniversitesi Konservatuvarı Türk Halk Oyunları bölümü öğretim üyesi Abdürrahim Karademir çıkmış. Onun hazırladığı CD ile zeybek öğrenen Memiş, Anadolu danslarının dünyada tanınması için Red Bull’a teklif götürmüş. Projesi kabul edilince de Dünya Dans Şampiyonası’nda en iyi break dansçı seçilen Roxrite ve Neguin yanına alıp Anadolu yollarına düşmüş. Projenin danışmanı Karademir, kökleri Osmanlı’ya dayanan zeybek’i break dansla birleştiren bu proje ile ilgili bazı olumsuz eleştiriler aldıklarını söylüyor. Bu eleştirilere katılmayan Karademir, projenin kültürleri bir araya getirdiğini, ülkeler arasındaki dostluk, sevgi ve saygıyı artırdığını düşünüyor. Türkiye’de kendisini adeta ülkesinde gibi hissettiğini dile getiren Brezilyalı Neguin, zeybek dansında müzik ve hareketler arasında muazzam bir uyum olduğunu söylüyor. Nuguin, zeybekteki bazı hareketleri kendi stiline ekleyeceğini anlatıyor. Roxrite ise projenin bir parçası olduğu için kendisini mutlu hissettiğini belirtiyor. Roxrite, “Zeybeklerle aynı ortamda dans ediyor olabilmek benim için bir onurdur.” diyor.

Kraliyet ailesi ikinci bebeği bekliyor

İngiltere’de Prens William ve eşi Kate’in ikinci bebeklerini bekledikleri açıklandı.Babası Prens Charles’tan sonra tahtın iki numaralı varisi Prens William ile eşi Kate’in ilk çocukları geçtiğimiz yıl dünyaya gelmişti. George adı verilen küçük prens, tahtın üç numaralı varisi.(CİHAN)

Hastaneye kaldırılan Halit Akçatepe’nin durumu iyi

İzmir’de sağ kol ve bacağında güçsüzlük ve yüksek taniyon şikayeti ile önceki gün hastaneye kaldırılan sinema oyuncusu Halit Akçatepe’nin durumu iyi.İzmir Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’nden yapılan açıklamada, “Sinema sanatçımız Mustafa Halit Akçatepe’nin genel sağlık durumu stabil olup tansiyonu istenilen düzeye indirilmiştir. Hastamızın tetkikleri ve çeşitli branş uzmanlarımızca muayenesi yapılmakta olup tedavi ve izlem amaçlı yatışı devam edecektir.” ifadeleri kullanıldı. Halit Akçatepe, 83’üncü İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında organize edilen ‘Sinema Burada Festivali’ne katılmak üzere geldiği İzmir’de önceki gün rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı.

Japon oyuncu Ayumi yemek kitabıyla geri döndü

‘Her Şey Çok Güzel Olacak‘ filmiyle Türkiye’de sinemaya adım atan Japon oyuncu Ayumi Takano, uzun bir aradan sonra ‘Ayumi’nin Mutfağı’ kitabıyla geri döndü.Emel Sayın ve Mehmet Ali Erbil ile ‘Aşkım Aşkım’ dizisinde oynadıktan sonra yemek programı da yapan Takano, Japon yemeklerini Türkçe anlattı. Japonya Başkonsolosluğu’nun eski ofis binasında basının karşısına çıkan Takano, “Asıl mesleğim oyunculuk ama yemek yapmayı çok seviyorum. İki ülkenin birbirini tanımasına yönelik çalışmalar yapmak beni ayrıca mutlu ediyor.” diyor. Oyuncu, “Gelen geri dönüşlere göre kitabın ikincisi olabilir.” yorumunu yapıyor. Tokyo’da oyunculuk eğitimi alan Ayumi Takano, ilk sinema filminden sonra Türkiye’ye yerleşmişti. Oyuncu hem beyazperdede hem de televizyon ekranında çeşitli projelerde yer almıştı. Oyuncu ve sunucu kimliğiyle tanınan Takano, uzun zamandır ekranlardan uzak kalmıştı. Babasının aşçı, annesinin de beslenme uzmanı olduğunu söyleyen Takano, yemek kültürü açısından çok zengin bir ortamda büyüdüm. Türk arkadaşlarıma yemek yapmayı çok seviyordum. Şimdi tariflerimi daha çok insanla paylaşacağım için mutluyum.” ifadelerini kullanıyor. ‘Ayumi’nin Mutfağı’ kitabında suşi tariflerinin yanı sıra pilavlar, çorbalar, balık yemekleri, etli yemekler, tatlılar ve çaylar var. Takano, yemek tariflerini yazarken hikâyelerini ve Japon kültürüne dair ayrıntıları da kitaba eklemiş. Yemek sunumu nasıl olur? ‘Haşi’ diye anılan çubuklar nasıl kullanılır? Bir bir anlatan Takano, Japonya’da çay fincanlarının neden kulpsuz olduğunu, Japon lokantasında nerede oturmak gerektiğini de yazmış.Çiğ balıkla yapılmayan suşiler de varBilinenin aksine suşiler her zaman çiğ balıktan yapılmıyor. Püf noktası ise suşi pilavında kullanılan pirinç sirkesi. ‘Suşi’nin kelime anlamı ise ‘ekşi tat’. Günümüzde bu yemek Japonlar için özel günlerde tercih edilse de geçmişte balıkları saklamak için bir yöntem olarak kullanılmış. Japonya’da insanlar tuttukları balığı tuz ve haşlanmış pirincin içinde saklarmış. Pirincin en çok kullanıldığı mutfaklardan biri de Japon mutfağı, Ayumi’nin kitabında da balıklı pilavdan kestaneli pilav, omletli pilavdan pilav üstü yumurtalı tavuğa kadar 12 farklı çeşit pilav tarifi var. Japonlar için her pirinç tanesi çok önemli, anneler yemeğe çağırırken ‘yemeğiniz hazır’ yerine ‘pirinciniz hazır’ diyor. Japonlar çok para kazananlar içinse ‘Pirinç deposu dolu’ deyimini kullanıyor.Japon erkeklerinin evlenme teklifi: Benim için her sabah bir miso çorbası hazırlar mısın?Takano, kitabının çorbalar bölümüne bu cümleyle başlamış ve Japonların 4 mevsim her sabah içtiği miso çorbasını anlatmış. Takano, “Miso çorbasının tadı annenin tadıdır. Gelinin kocasına miso çorbasını annesinin yaptığı gibi hazırlaması istenir. Eğer bir Japon erkeğe miso çorbası hazırlamanız gerekirse, hangi daşi ve misoyu sevdiğini sorun. Belki o sofrada evlenme teklifi alabilirsiniz.” detaylarını paylaşmış.

Gülse Birsel’in annesi vefat etti

Senarist ve oyuncu Gülse Birsel’in annesi Semiha Şener hayatını kaybetti.Şener’in cenazesi bugün İstanbul Levent Camii’nde öğle vakti kılınacak namaz sonrası Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek. TELEVİZYON

Saimbeyli’yi dünyaya ‘kelebek’ tanıtacak

Türkiye’deki 400 kelebek türünden 160′nın Adana’nın Saimbeyli ilçesinde bulunması nedeniyle bilim adamları ilçeye akın etti. Saimbeyli’de keşfettikleri ve ‘Teressa Mavisi’ adını verdikleri endemik kelebeği 20 sene sonra tekrar bulan Türk bilim adamları ve Adana Toroslar Federasyonu ile Çukurova Üniversitesi’nden akademisyenler, ilçeye bağlı Cöbük mevkiinde kelebekleri inceledi.Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Biyometri ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynel Cebeci, Türkiye’deki en önemli on kelebek alanından birisi olan Saimbeyli’de Cöbük mevkiinde inceleme yaptıklarını söyledi. Cebeci, “Burası genel olarak karaçam ağaçlarının olduğu bir bölge. Karaçam ağaçlarının bulunduğu bu alanda Türkiye’deki yaklaşık 400 kelebek türünden 150 ya da 160′ını görmek mümkün. Bu yüzden Mayıs ayı itibarı ile bölgede kelebek gözlemi yapmak için bir ortam sunuyor bize.” dedi.KÜLTÜREL TURLAR DÜZENLENMELİBu kelebek türünün Saimbeyli Mavisi adıyla adlandırıldığını kaydeden Cebeci, “Oldukça iri ve mavi gösterişli bir kelebek türümüz. Saimbeyli’de uçması ayrı bir güzellik. Özellikle böyle doğal bir güzelliğin içinde bulunmak için önemli bir sebep teşkil ediyor. Bu anlamda Saimbeyli’nin tanıtılması ve turizminin gelişmesi anlamında da ayrı bir önem taşıyor. Bulunduğumuz bölgenin hem bu çok sayıdaki kelebek türünün korunması hem de çocuklarımıza ve geleceğimize onların sahip çıkması için buraya kültürel turların düzenlenmesi için bölgenin önemli bir potansiyel sunduğuna inanıyorum.” şeklinde konuştu.Çukurova Üniversitesi Kozan İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Çürük ise günümüzde ne üretildiğinden çok nasıl pazarladığının önemli olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu anlamda tanıtım anlamında yöremizin sahip olduğu değerleri etkin bir şekilde tanıtabilmek ve sunabilmek zorunlu hale geldi. Buraya özgü kelebeğin, bir marka değeri olarak tüm dünyaya ve yöremize duyurmak hem Saimbeyli ilçemizin hem de yeni türün biyolojik olarak tanıtımı için oldukça önemli.” BÖLGE KORUMA ALTINA ALINMALI Mustafa Kemal Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Erol Atay da yüz metre gibi bir dar bir alanda yaklaşık on iki kelebek türü saydığını belirterek, “Bu kadar çeşitli kelebeğin bulunması buranın koruma altına alınması gerektiğini belirtir” dedi. Atay, şöyle devam etti: “Bu bölgede kelebeğin yaşıyor olmasını Saimbeyli için büyük bir nimet olarak düşünüyorum. Çünkü ben Hatay’da kelebekler üzerine çalışma yapıyorum. Kelebeğin Hatay bölgesinde var olduğuna dair bir belge ispat edemedik. Fakat Adana’da özellikle burada kelebeklerin çok sayıda türünün burada yaşıyor olması önemli. Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşan kelebek gözlemciliği etkinlikleri çerçevesinde yeni turlar düzenleyip, yeni insanları buraya getirip bu alanı turizme kazandırmak ilçe için oldukça önemlidir.” Adana Toroslar Federasyonu Başkanvekili Mahmut Nimet Dalkır ise şu açıklamayı yaptı: “Federasyon adına hocalarımızı buraya davet ettik. Saimbeyli Kaymakamı ve Belediye Başkanının desteği ile burada kelebeklerin bulunduğu yerin tanıtılması için çalışmalar yapacağız. Saimbeyli’nin turizme kazandırılması gerekmektedir.”Saimbeyli Belediye Başkanı Mustafa Şahin Gökçe ilçenin güzelliklerini araştırmak için gelen Çukurova Üniversitesi ve Mustafa Kemal Üniversitesi’nden bilim adamlarına ve Toroslar Federasyonu üyelerine teşekkür etti. Gökçe, “Saimbeyli’de çok sayıda doğal güzelliklerimiz var ancak biz kıt imkanlar ile yerel yönetilik yapan yöneticileriz. Böyle değerli ve kıymetli bilim adamlarımızın ve Adana’da çok güçlü olan federasyonumuzun adıyla ilçemiz artık ülkemiz ve dünyaya tanıtılacaktır.” dedi.(CİHAN)

Türk tasarımcılara İtalya’dan ödül yağmuru

Dünyanın en kapsamlı tasarım yarışmaları arasında yer alan ve 5 yıldan bu yana düzenlenen A’ Design Award’a Türk tasarımcılar damgasını vurdu. 208 ülkeden 12 binin üzerinde eserin katıldığı yarışmada, ‘Yılın Tasarımcısı’ da dahil olmak üzere 16 ödül alan ünlü tasarımcı Hakan Gürsü ve 5 ödül alan Serel Seramik’in de aralarında bulunduğu 50′ye yakın ödül Türkiye’ye gitti.Dünya çapındaki en prestijli tasarım yarışmaları arasında yer alan, en iyi tasarımları, tasarım konseptlerini, ürünlerini ve hizmetlerini ödüllendiren, A’ Design Award, 2013-2014 dönemine yönelik sahiplerini buldu.Avrupa Birliği Tasarım Ofisi’nin desteğiyle 2010 yılından beri dağıtılan A’ Design Award ödülleri, İtalya’nın kuzeyindeki Como kentindeki Villa Gallia’da gerçekleştirilen gala gecesiyle dağıtıldı.İnovasyon ve tasarımın gelişmesiyle ülkelerin ekonomik rekabet gücünü artırmayı hedefleyen A’ Design Award ödülleri, 50 jüri üyesinin 12 bin 536 eser arasından seçtiği ve 105 gruba ayrılan 758 tasarıma verildi.YAPI KATEGORİSİNE SEREL DAMGASITürkiye’den Vestel, Arçelik ile Kale Grubu da çeşitli kategorilerde ödüllendirilirken, söz konusu yarışmaya ilk kez katılan SEREL Seramik Sağlık Gereçleri, Yapı Kategorisi’ne 5 ödülle damgasını vurdu.Fonksiyonel ve yenilikçi yaklaşımlarla, tasarım değeri yüksek ürünler sunmayı amaçlayan SEREL Tasarım Ekibi, SEREL Wave lavabo ile Gold Ödül (A’ Design Gold Award), Purity Klozet ile Silver Ödül (A’ Design Silver Award), SEREL PURITY ile Bronze Ödül (A’ Design Bronze Award), 4Life Çift Hazneli Lavabo ile Bronze Ödül (A’ Design Bronze Award) ve 4life Klozet ile de A’Design (A’Design Award) ödülüne layık görüldü.Zafer Doğan, Aldorat Sunar, Didem Durmaz, Ali Yıldız ve Metin Murat Elbeyli’den oluşan tasarım ekibi geçen yıl da Amphora Asma Klozet tasarımı ile prestijli bir diğer ödül olan Red Dot Design Award’dan da ödülle dönmüştü.EN ÇOK ÖDÜL ALAN TASARIMCITürkiye’den 25′e yakın tasarımcı ve tasarım ekibinin ödüllendirildiği etkinlikte, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’yi dünya sıralamasında ikinciliğe taşıyan ekibi ile ODTÜ Öğretim Üyesi Dr. Hakan Gürsu, bu yıl 15 ödül birden kazanarak ‘En çok ödül alan tasarımcı’ unvanını korudu.ODTÜ Teknokent’te yer alan katma değerli ürün tasarım merkezi Designnobis bünyesinde geliştirilen tasarımlardan ‘Steam’ buharla demleyen çaydanlık, ‘Platin Ödül’ ile onurlandırılarak ‘En iyi ev aleti’ seçildi.Bunun yanı sıra, mobilyadan elektronik ürüne, ulaşım aracı ve aydınlatmaya, pek çok farklı kategoride ödülün verildiği tasarım ekibi, son 4 yılda toplam 46 ödül ile rekor sayıda kazanı elde etti. Gürsu’ya ayrıca burada, International Association of Designers’ın ‘Yılın Tasarımcısı’ ödülü de verildi.EN BÜYÜK ÖDÜLÜ TÜKETİCİ VERİYORTören ardından basın mensuplarına açıklama yapan, 30 yılı aşkın süredir seramik sağlık gereçleri üretimi yapan SEREL’in bağlı olduğu Elginkan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Gaye Akçen, bu yıl ödüle doymadıklarını söyleyerek, daha fazla ödül almak istediklerini dile getirdi.Akçen, tüketicinin istediği yeniliği yakaladıklarına inandıklarını ifade ederek, “Her zaman yenilik, yenilik ve yenilik” dedi. Serel Seramik ve Matel A.Ş. Genel Müdürü Ercüment Arıcı ise, “Amacımız ödül almak değil. Bu ödüller yaptığımız işin sadece doğal bir sonucu. Bundan sonra yaptığımız her güzel işe ödül alacağız, çünkü Serel, değişimi çok iyi takip ediyor, değişime göre kendisini geliştiriyor” diye konuştu.En büyük ödülü tüketicinin verdiğinin altını çizen Arıcı, “Türkiye’deki Pazar payımız, 5 yılda 5 kat arttı. Bu da tüketicinin bize verdiği ödüldür. Bunu daha da arttırmak istiyoruz” dedi.MİKROP TUTMAYAN TASARIMSerel’in, değişen müşteri taleplerini çok iyi takip ettiğini dile getiren Arıcı, 5 yıl önce stratejik bir karar aldıklarını belirterek, “Üretim gamını orta ve üst segmente yönelttik. Yani alt segment üretim yapmayı bıraktık. Orta ve üst segmentteki ürünlerin tasarımı ve fonksiyonlarının daha yukarılarda olması gerekiyor” diyerek, tasarım ekiplerinin bu beğeni ve algıya cevap verecek tasarımlar yapmaya başladıklarını anlattı.Fonksiyonel tasarımları olduğunu ve su tasarrufuna da çok dikkat ettiklerini dile getiren Arıcı, “Bunlardan bir tanesi çok önemli. Bunu biz geliştirdik ve patenti Serel’e ait; Serel Hijyen Plus. Bu ürün, yüzeyde anti bakteriyel, mikrop tutmuyor, ayrıca kolay temizlenen bir özelliği var. Lansmanına Türkiye’de ve dünyada yeni başladık. Bu konuda öncü bir firmayız” diye konuştu. Bundan sonraki üretimlerini bu yönde yapacaklarını da ekleyen Arıcı, “Diğerlerinden farkımız da bu olacak” dedi.TÜRKİYE, TASARIMIN ÖNCÜSÜ İTALYA’YI GEÇTİİtalya’nın artık bu tarz üretimlerden yavaş yavaş çekilmeye başladığını ve bunları artık Türkiye gibi ülkelere kaydırdığını belirten Arıcı, “Bu nedenle bizde tasarım daha hızlı gelişiyor ve buna ihtiyacımız var. Bizde çok değerli tasarımcılar var, İtalya’da ise marka tasarımcılar var” diye konuştu.Serel Tasarım ve Uygulama Müdürü Zafer Doğan, “Ekolojik, fonksiyonel ve uluslararası arenada da yer bulacak, rekabet gücü yüksek ürünler üretmeye çalışıyoruz” derken, tasarımlarında anti bakteriyel ve hijyen sırlı yüzey kaplamaları kullandıklarına dikkat çekerek, böylece az kirlenen ve daha çabuk temizlenen ürünlerle deterjan tüketimini daha aza indirgediklerini anlattı.Tasarım Şefi Aldorat Sunar da, seri ve endüstriyel üretimin zor olduğunu, ancak hızlı üretmek ve bunların hem maliyetlerini düşürmek hem de ürünlere estetik kazandırma mücadelesinde olduklarını belirterek, “Bunu da başardığımızı düşünüyorum. Bu aldığımız ödüller de bunun kanıtı olsa gerek” dedi.TÜRKİYE TASARIMDA İKİNCİ SIRADAGeceden 16 ödülle dönen Dr. Hakan Gürsu ise, “Bu ödüller, ülkemizin uluslararası tasarım aleminde var olduğunun en büyük göstergesidir. Biz bu yarışmaya 3-4 yıldır giriyoruz ve Türkiye şu an ABD’nin açık ara arkasında ikinci durumda. Bu, 140 ülkenin katıldığı bir sıralama” diyerek, tasarım alanında Türkiye’nin, dünyanın en iyi ikinci ülkesi olduğuna dikkat çekti.Avrupa’nın en iyi tasarımcısı pozisyonunu 3 yıldır koruduğunu anlatan Gürsu, “Sürdürülebilir bir başarı çizgisi yakalamak, bu kadar değerli tasarımcılar arasında ilk sıralarda yer almak keyifli” dedi.Bireysel başarıların, tabana yayıldığı anlamına gelmediğinin altını çizen Gürsu, Türkiye’nin daha fazla tasarımcı yetiştirmesi gerektiğine dikkat çekerek, “İtalya, 1-2 tasarımcıyla varlığını sürdüren bir ülke değil. Bu bir kitlesel hareket ve bizim de bunu kitlesel bir harekete dönüştürmemiz gerek” dedi.Atık pet şişelerini de ampule dönüştürerek, önemli ödüllerin sahibi olan Gürsu, “Özellikle ekonomik gücü olmayan, enerjiye para harcayacak durumu olmayanlar için siz alternatifler oluşturabiliyorsanız bu, dünyada çok ilgi görüyor” diyerek sözlerini sürdürdü.(DHA)

Bursa, Dünya Mirası Listesi’ne girmese 53 yıl bekleyecekti

‘Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu’ isimli dosya ile Bursa’nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmesini sağlayan ekibin Başkanı Prof. Dr. Neslihan Türkün Dostoğlu, “Bursa’nın, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi bizi çok sevindirdi. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan bildiriye göre, eğer bu yıl Bursa listeye giremeseydi ancak 53 yıl sonra başvuru tekrar yapılabilecekti.” dedi.Mimarlar Odası Bursa Şubesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girme başarısı gösteren ‘Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu’ başlıklı dosyasını masaya yatırdı. Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) yerleşkesindeki Mimarlar Odası Bursa Şubesi toplantı salonunda gerçekleşen toplantıya; akademik oda temsilcileri, Bursa alan başkanlığı UNESCO çalışma grubu üyeleri ile oda üyesi çok sayıda mimar katıldı.Sürece ilişkin bir sunum yapan Prof. Dr. Neslihan Türkün Dostoğlu, Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Bursa Alan Başkanlığı ekibi tarafından hazırlanan ve UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girme başarısı gösteren ‘Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu’ dosyası ve çalışmalar hakkında bilgi verdi.EĞER BU YIL LİSTEYE GİRMESE 53 YIL BEKLEYECEKTİ’Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu’ isimli dosya ile Bursa’nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmesini sağlayan ekip başkanı Prof. Dr. Neslihan Türkün Dostoğlu, dosyanın kabul sürecini anlatırken, “Bursa, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Türkiye’nin 12., dünyanın da 998. sırasına yerleşti. Çalışmalarımız, M.Ö. 185 yılında Bitinyalılar tarafından kurulan, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra 1326′da Osmanlı topraklarına katılan ve başkent ilan edilen Bursa’nın üstün evrensel değerinin; İstanbul, Osmanlıların başkenti olana kadar geçen süredeki kentleşme modeli üzerinden okunması çerçevesinde yoğunlaştı. Toplam 6 alanda başvurumuzu yaptık. 6 alanla ilgili arama toplantılarında her alanın güçlü ve zayıf yanları, fırsat ve tehditlerden oluşan GZFT analizleri yapıldı. UNESCO aracılığıyla ICOMOS’un gönderdiği uzmanlara alanlar anlatıldı.” şeklinde bilgi verdi.Son aşamada ise 15-25 Haziran 2014 tarihleri arasında Katar’ın Doha kentinde düzenlenen UNESCO Dünya Miras Komitesi toplantısında Bursa’yı anlattıklarını vurgulayan Prof. Dostoğlu, “Osmanlı dönemindeki kentsel ve kırsal alanlar bütününün üstün evrensel değerinin, bin 400 kişi karşısında yalnızca 2 dakikada en iyi şekilde anlatılması ve delegelerin ikna edilmesi gerekiyordu. Bursa’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi bizi çok sevindirdi, çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan bildiriye göre, eğer bu yıl Bursa listeye giremeseydi ancak 53 yıl sonra başvuru tekrar yapılabilecekti.” diye konuştu.Toplantı sonunda. Mimarlar Odası Bursa Şubesi adına Başkan Can Şimşek, Prof. Dr. Neslihan Türkün Dostoğlu’na teşekkür plaketi ve çiçek takdim ederken, toplantı, hatıra fotoğrafı çekimiyle sonlandırıldı.(CİHAN)

Kapadokya’nın ziyaretçi sayısı arttı

Türkiye’nin peribacaları, eşsiz güzellikteki vadileri, sıcak hava balonculuğu, yeraltı şehirleri ile ünlü turizm merkezlerinden Kapadokya bölgesini ilk yedi ayda 1 milyon 479 bin 590 yerli ve yabancı turist ziyaret etti. Geçen yılın aynı döneminde ziyaretçi sayısı 1 milyon 409 bin 651 idi. Kapadokya’yı bu yıl Temmuz ayında 218 bin 177 turist, geçen yıl aynı ayda ise 249 bin 061 kişi ziyaret etti.Nevşehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgilere göre, Göreme Açık Hava Müzesi başta olmak üzere Zelve, Mustafapaşa ve Açıksaray örenyeri, Çavuşin, El Nazar, Karanlık, Gülşehir St. Jean Kilisesi, Nevşehir, Ürgüp ve Hacıbektaş Veli Müzesi, Hacıbektaş Atatürk Evi, Özkonak, Tatlarin, Kaymaklı ve Derinkuyu yer altı kentlerini geçen Temmuz ayında 74 bin 536′sı ücretli, 31 bin 804′ü ücretsiz, 80 bin 407′si seyahat acenteleri aracılığıyla ve 31 bin 430′u da müze kartlı olmak üzere 218 bin 177 yerli ve yabancı turist ziyaret etti. Kapadokya bölgesindeki en yüksek ziyaretçi sayısı Göreme Açık Hava Müzesi’nde gerçekleşti. Sadece temmuz ayında ilk Hristiyanlar tarafından tüf kayaya oyulu kilise, şapel ve manastırların yer aldığı Göreme Açık Hava Müzesi’ni 77 bin 384 yerli ve yabancı turist gezdi.(CİHAN)

Trafik lambaları 100 yaşında

Dünyanın her yerinde yaya ve araç trafiğinin düzenlenmesinde kullanılan trafik lambalarının kullanılmaya başlamasından bu yana 100 yıl geçti.Alman televizyonları ZDF ve Pro7, milyonlarca insan ve aracın yolunu düzenleyen trafik lambalarının 100′üncü yıldönümüne ilişkin haberler yayınladı.Dünyanın ilk elektrikli trafik lambasının 5 Ağustos 1914 tarihinde ABD’nin Ohio eyaletinde bulunan Cleveland kentine yerleştirildiği belirtildi. Radyo Kassel, o dönemdeki lamba sisteminin bugünden farklı olarak sadece kırmızı ve yeşilden ibaret olduğunu aktardı. O tarihte geceleri polis tarafından kontrol edilen ilk gazlı kırmızı ve yeşil fenerlerin 1868 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da kullanılmaya başlandı. Ancvak, 3 hafta sonra gazlı fenerin patlaması sonucu polislerin yaralandığı ifade edildi. Günümüzdeki prensiplere uygun ilk trafik lambasının 46 yıl sonra Cleveland’ta yanmaya başladığı belirtildi.Trafik lambaları dünyanın büyük şehirlerinde hızla yayılırken New York, Paris ve Berlin’de de trafik ışıkları 1920′lerde kuruldu. 1924 yılında ilk ışık sinyali sistemi Berlin’deki Potsdamer Platz’a kurulduğunda protesto edildiği ifade edildi.Türkiye’de ilk trafik lambasının 1929′da İstanbul’a yerleştirildiği belirtildi. Almanya’da trafik Lambaları üreticisi Siemens’in verilerine göre bu ülkede 1.5 milyon lamba sistemi kullanılıyor.Güneydoğu’da terör olaylarının yoğun olduğu 1990′lı yıllarda Batman’daki trafik lambaların ‘Bölücü renkleri’ simgelediği gerekçesiyle sarı lambalar devre dışı bırakılmış, sadece kırmızı ve yeşil renkli lambalar bir süre kullanılmıştı.(DHA)