Kraliçe ilk tweet’ini attı

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, Twitter kullanmaya başlayarak, kraliyet ailesinde bir ilke imza attı.Dün İngiltere’nin başkenti Londra’daki Bilim Müzesi’ni ziyaretinin ardından ilk tweet’ini şöyle attı: “Bilim Müzesi’ndeki Bilgi Çağı sergisinin açılışını yapmaktan memnuniyet duydum. Umarım herkes sergiyi gezmekten hoşnut olacak.” yazdı. Tweet’i ise ‘Elizabeth R.’ (Kraliçe Elizabeth) diye imzaladı. 88 yaşındaki kraliçenin tweet’i kısa bir süre içinde 20 binden fazla kullanıcı tarafından paylaşıldı. Kraliyet ailesinden sosyal medya üzerinden bugüne kadar kimse kişisel olarak takipçileriyle iletişime geçmemişti.

Hababam’ın öğrencilerinden Validebağ tepkisi: Hatıralarımıza Dokunmayın!

Türk sinemasının unutulmazları arasında yer alan Hababam Sınıfı’nın çekildiği Validebağ Korusu’nun imara açılmasına filmin oyuncuları tepki gösterdi. “Hababam’ın hatıralarına dokunmayın” diyen Ahmet Arıman, Hababam’ın ‘Postal Rıza’sı Ercan Gezmiş ve Ümit Doğru hatıralarının gelecek nesillere aktarılabilmesi için Validebağ’ın doğal yapısının korunması gerektiğini söyledi.Birinci derecede sit alanı olan ve imara açılacağı iddialarıyla tartışmaların odağındaki Üsküdar Validebağ Korusu Türk sineması için de önemli. İçinde tarihi Valide Sultan Kasrı ile Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı Av Köşkü’nün de bulunduğu Validebağ, unutulmaz filmlerden Hababam Sınıfı’nın çekildiği yer. Hababam’ın duvarları söküp de maça kaçtığı, Şener Şen’in attan düştüğü, pikniğe gidildiğinde otobüsün önüne ineğin çıktığı sahneler koruda çekilenlerden bazıları. Bu yüzden Üsküdar Belediyesi’nin otopark ve cami projesiyle tartışılan korunun betonlaştırılmasına tepki gösterenlerin başında Hababam Sınıfı’nın oyuncuları geliyor. “Hababam’ın hatıralarına dokunmayın” diyen oyuncular korunun doğal yapısının bozulmasına karşı çıkıyor. Milyonların severek izlediği Hababam Sınıfı sahnelerinin çekildiği Validebağ Korusu’nun birinci derece sit alanı olduğunu hatırlatan Hababam’ın Hayta İsmail lakaplı oyuncusu Ahmet Arıman, “Biz Hababam Sınıfı oyuncuları olarak hatıralarımıza dokunulmasını istemiyoruz. Dokunmak bir tarafa o hatıraların yaşandığı yerin korunarak nesilden nesle ulaştırılması lazım.” diyor. “İmara açılacak başka bir yer yok mu?” diyen Ümit Doğru da “Bırakın Validebağ toprak kalsın bırakın üstünde ağaçlar olsun. Toprağın üstüne beton dökmenin ne anlamı var?” ifadelerini kullanıyor. Validebağ için platform kurduklarını ve 12 bin 800 imza topladıklarını hatırlatan Hababam’ın ‘Postal Rıza’sı Ercan Gezmiş ise “Bu imzalar yetkililere iletilmesine rağmen yine de değişen bir şey olmadı. Önceki akşam saatlerinde iş makineleri girmeye başladı oraya. Hani demokrasi, hani özgürlük?” diye tepki gösteriyor.Hababam Sınıfı’nın öğrencileri için Velidebağ’ın anılarındaki yeri de çok özel. Arıman hatırlarını şöyle anlatıyor: “Hababam Sınıfı’nın bir bölümünde göle düşme sahnesi var. O da orada çekildi. Pikniğe gittiğimiz yer, otobüsün önüne inek çıkması ve Kemal Sunal’ın o ineği ikna ettiği yer hepsi Validebağ’ın içinde çekildi. Ben tarihi binaya zarar verecekler diye çok korkuyorum. Belki burayı imara açmak isteyenler ‘Bana ne hatırasından?’ diyebilir. Bütün ahaliyi hiçe sayıp ben buraya inşaat yapıyorum denilirse bu haksızlıktır.” Hababam’ın ‘bacaksız’ lakaplı oyuncusu Tuncay Akça ise İstanbul’a yeşili bitirmek isteyen rant zihniyetinin hakim olduğunu savunuyor. Akça, “Validebağ’a rant olarak bakılıyor. Marmara Hastanesi oradan alınıp Pendik tarafına getirildi. Orasını yavaş yavaş ranta açmak istiyorlar. İstanbul’da yeşili bitiren bir zihniyet hakim. Parti gözetmeksizin bunu kim yaparsa yapsın karşıyım. Oksijeni bol, insanların dinlenip spor yapabileceği Validebağ’ın doğal yapısının bozulmasını istemiyorum. Bunu kim yaparsa yapsın kardeşim dahi olsa karşıyım. ” diye konuşuyor.İmara açılacak başka yer kalmadı mı?Ümit Doğru, Validebağ’ın aynı zamanda akciğer hastalarının tedavi edildiği bir prevantoryum olduğunu kendisinin de 1975 yılında orada tedavi olduğunu anlatıyor. Son olarak yetkililere “İmara açılacak alan kalmadı da şimdi Validebağ korusuyla mı veya Validebağ Kasrı’yla mı uğraşıyorlar?” sorusunu yönelten Doğru, “Validebağ’ı taş yığınına beton yığınına çevirmeye çalışıyorlar. Bırakın toprak kalsın bırakın üstünde ağaçlar olsun. Toprağın üstüne beton dökmenin ne anlamı var?” şeklinde konuşuyor.17 yaşında gençliğinin en güzel zamanlarının Vali-debağ’da geçtiğini vurgulayan Ercan Gezmiş, “Bizim duvarları söküp de maça kaçtığımız sahne orada çekildi. Bütün beden eğitimi derslerimiz orada yapıldı, bütün aşklar orada yaşandı. Korunun milimetrekaresinde büyük nostalji ve tarih var. O filmleri önce babam, ben sonra çocuklarım şimdi torunlarım izliyor. Hababam sahnelerinin çekildiği Validebağ Korusu, doğal yapısı korunarak gelecek nesillere aktarılmalı.” yorumunu yapıyor.

Bizi star rolünde oynatmazlar

Sinema filmlerindeki ve dizilerdeki başarılarıyla tanınan ünlü oyuncu Hakan Bilgin, şu sıralar ‘Küçük Ağa’ adlı diziyle çıkıyor izleyicilerin karşısına.Aynı zamanda çocuklara tiyatroyu sevdirmek için önemli projelerde yer alan oyuncu, star olmaktan ziyade insanlara faydalı olmanın peşinde koşuyor. Tercih edildiği roller için, “Bizim kulvardaki oyuncular genelde başroldeki arkadaşları destekleyecek, hikâyenin akışını aktarabilecek, daha eğlenceli bir şekilde yapımın izlenmesini sağlayabilecek lokomotif oyunculardır.” yorumunu yapan Bilgin, “Bizi star rolünde oynatmazlar. Star olmak farklı bir şey.” diyor. Bilgin, “Aktörlüğü çok iyi bilen ama star olduğu için aktörlük yerine poz vermek, güzelliğine daha çok önem vermek zorunda kalan birçok arkadaşımız var. Bende öyle bir durum yok. Ben sadece inandırmak zorundayım, en önemli şey bu.” ifadelerini kullanıyor. “Hiçbir zaman tiyatroyu ya da diziyi mecbur kaldığım için yapmadım.” diyen Bilgin, küçüklüğünden beri Metin Akpınar gibi olmanın hayallerini kurduğunu dile getiriyor.Kehkeşan Dergisi’nin eylül sayısına özel açıklamalar yapan Hakan Bilgin, oyunculuğa küçük yaşta Zeki Alasya-Metin Akpınar skeçleri ile başlamış. Küçük Ağa’nın Maho’su Hakan Bilgin, bugün usta olarak gördüğü Zeki Alasya ile aynı yapımda oynamanın büyük bir şans olduğunu ifade ediyor. Karadenizli olduğu için bir dönem hep Karadenizli rollerinde oynadığından yakınan Bilgin, “Ben farklı bir rol oynadığım zaman kendimi daha iyi hissediyorum.” diyor. Tiyatro izlememiş çocukları tiyatro ile buluşturmak için TOÇEV ile projeler yürüten oyuncu, “Köylere, kasabalara tiyatro götürdük. Bu vesileyle Türkiye’yi tanıdım, sıkıntıları gördüm. Faydayı seven bir insanım, öyle boş oturarak aktörlük yapmaya çalışan biri değilim.” yorumunu yapıyor. Oğlunun da faydalı ve mutlu olacağı işlerde yer almasını isteyen Hakan Bilgin, “Oğlumun mutlu olacağı her şeyde yanında olurum. İsterse manav olsun, yeter ki mutlu olsun.” diye konuşuyor.

Yaptık bir mimarî, herkes müzeyi sevsin diye!

Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, sergiledikleri materyallerin yanı sıra mimarî yapılarıyla da adından söz ettiriyor. Çoğu Pritzker ödüllü mimarî yapılar arasında yer altına kurulan da, zigzag şekilde inşa edilen de var.Müzelerin müdavimleri olduğu kesin. Ama bir o kadar da kapısından içeri adım atmakta önyargılı davrananlar olduğu da… İşte bu algıyı yıkmak isteyenler, müzeleri sıradanlıktan çıkarmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyor. Kimi içeriğini, kimi mimarisini kimi de her ikisini bütünlüğe kavuşturuyor. Mimarisiyle dikkat çeken en ilginç müzeler, BBC tarafından derlendi. Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ‘Biomuseo’ isimli biyoçeşitlilik müzesi, bunlardan biri. Panama Kanalı’nın üzerinde yer alan ve geçtiğimiz ay açılan müze, 4 bin metrekarelik bir alan üzerine inşa edilmiş. Projenin mimarı; tekdüzeliğe meydan okuyan, Pritzker ödüllü Frank Gehry. Değişik şekillerde rengarenk çatılardan oluşan müzenin içerisinde 8 galeri mevcut. Bir diğeri, Çin’in Nankin şehrindeki Sifang Sanat Müzesi. 2013 yılının Kasım ayında kapılarını açan müze, Çinli mimar Li Hu ile ABD’li mimar Steven Holl tarafından dizayn edildi. Siyah bambunun dekorasyon malzemesi olarak kullanıldığı müze, kentin manzarasını da sunuyor. Danimarka’nın kuzeydoğusundaki Helsingör’de yer alan müze de ilgi çekenlerden. Danimarka Ulusal Denizcilik Müzesi’nin bütün tabuları yıktığını söyleyebiliriz. Zira mimar Bjarke Ingels ve ekibi, projelerini hayata geçirmek için yer üstünü değil de yer altını seçti. RIBA ödülüne layık görülen müzede beton ve çelik detayları öne çıkıyor. Hollanda’daki Stedelijk Müzesi, çağdaş sanat koleksiyonunun yanı sıra içindeki kilise ile ilgi çekiyor. Daha önce bakımsız olan bu kilise, 2014 yılında yenilenmesinin ardından modern bir mimariye kavuşmuş. Ancak pencere ve kolon gibi tarihi parçalara dokunulmayarak orijinal havası bozulmamış.Son yıllarda açılan müzelerin çoğu mimarisiyle akıllarda iz bırakmakta yarışıyor. Ne var ki BBC’nin derlediği haberde yer verilen diğer müzeler arasında Toronto’daki Aga Khan Müzesi, Fransa’nın Marsilya şehrindeki ‘MuCEM’, Norveç’teki Porsgrunn Denizcilik Müzesi ve Güney Kore’deki Chang Ucchin Müzesi var. Geçen ay açılan Aga Khan Müzesi’nin dış cephesi parlak beyaz taşlar ile dekore edilmiş. Yine Pritzker ödüllü mimar Fumihiko Maki’nin mimarlığını üstlendiği müze, İslam sanatına dair örnekler sunuyor.

Annesi Shakira ile babasının maçını izledi

İspanya Futbol Ligi La Liga’nın 8. hafta maçları tamamlandı. Ligde Barcelona ve Eibar cumartesi günü karşı karşıya geldi.Barcelona’daki CampNou Stadyumu’nda oynanan ve Barcelona’nın 3-0 galibiyetiyle sonuçlanan maçın tribündeki seyircileri arasında ünlü bir anne ve oğlu da vardı. O ünlü isim Barcelona’nın yıldız futbolcusu Gerard Pique’nin eşi Shakira ve oğlu Milan’dı. 21 aylık Milan, babasının maçını annesinin kucağında izledi. Pique bir ara yedek kulübesine gelen oğlunu kucağına alarak sevdi.

Bisikleti olmayana Kopenhag’da yer yok

Danimarka’nın başkenti Kopenhag, dünyada bisiklet sürülebilecek en iyi yerlerden biri. Özellikle İstanbul gibi trafikten dert yanılan mega şehirler, ‘bisiklet şehir’e sahip olmayı hayal ediyor olabilirler.Ne var ki Kopenhag’ın derdi de başka. Park halindeki bisikletlerin çokluğu, şehrin kimi zaman kontrolden çıkmasına neden oluyor. 1,2 milyon kişinin yaşamını sürdürdüğü ve 350 kilometre bisiklet yolunun olduğu şehirde, halkın neredeyse yüzde 50’si bisiklet kullanarak istikamet yerine varıyor. Sorun ise işte tam bu noktadan sonra başlıyor. Bisikletlerini rastgele bırakanlar, kaldırıma koyanlar, yayaları zor durumda bırakıyor. Niels Jarler, onlardan biri. 30’lu yaşlarda olan ve bisiklet kullanmayan Jarler, özellikle hafta sonları kaldırım yerine yoldan yürüdüğünü anlatıyor. Zira yayalar için yapılan kaldırımın bisikletlerle dolu olduğunu belirtiyor. Kopenhag’daki bisiklet kullananların canı nereye isterse oraya park ettiğine işaret eden Jarler, “Nüfusun da gittikçe ilerlemesiyle bu durum artık çileden çıkarır bir hal aldı.” ifadelerini kullanıyor. Ona göre şehir plancıları, bisiklet konusunu yerel vatandaşları düşünecek şekilde ele almıyor. Kirsten Hoeholt isimli seramik sanatçısı da özellikle şehrin dışındaki tren istasyonunun hafta sonları bisiklet yığınıyla dolu olduğunu söylüyor. Bu sorunun şehrin her yerinde mevcut olduğuna dikkat çekerek, “Daha iyi ve daha çok bisiklet park yerlerine ihtiyacımız var.” diyor.Yaya yollarının bisikletçiler tarafından işgal edilmesinin yanı sıra bir de hırsızlık sorunu var. BBC’de yer alan verilere göre geçen sene 18 bin bisiklet çalındı. Kullanıcılar, genellikle bisikletlerini bir zincir vasıtasıyla istedikleri yere kilitliyorlar. Ancak bu her zaman kalıcı bir çözüm olmuyor. Anton Pilmark isimli bir öğrenci, çoğunlukla eski bisikletleri kullandığını dile getiriyor. Şimdiye kadar hiçbir bisikletini çaldırmayan Pilmark, hırsızlığa karşı bu yöntemin etkili olduğunu düşünüyor. Son 8 yılda 7 bin bisiklet park yeri oluşturulduğu belirtiliyor; ancak nüfus artışı ve bisiklete olan ilgi nedeniyle bu sayının yetersiz olduğu öne sürülüyor.

‘Yeşil Elma’ haberin zirvesinde

Eylül ayında ekrana gelen yemek programları arasında Oktay Aymelek’in hazırlayıp sunduğu Yeşil Elma, en çok izlenen program oldu.Medya takip ajansı Interpress’in hazırladığı raporda, yeni yayın döneminin başladığı eylül ayında kanalların yayınladığı 14 yemek programının sık sık gündeme geldiği tespit edildi. Samanyolu TV’de yayınlanan Yeşil Elma programı, toplam haberde birinci oldu. Geçen ay boyunca ekranda yayınlanan yemek programları arasında çıkan haber sayısına göre Yeşil Elma, 14 haberle birinci olurken Tadı Damağımda 9, Arda’nın Mutfağı 6, Bizim Soframız 5 ve Mucize Lezzetler 4 haberle ilk beş sırada yer aldı.

Bir araba, 24 yıl, 215 ülke

Almanyalı maceracı Gunther Holtorf, tek bir arabayla 24 yıl boyunca 215 ülkeyi gezdi. Cipiyle 900 bin kilometre kat eden Holtorf’un arabası, bu yönüyle Rekorlar Kitabı’na girmeye hak kazandı. Holtorf’un ‘rekorluk’ arabası, Stuttgart şehrindeki Mercedes-Benz Müzesi’nde sergilenecek.Almanya’nın Bavyera eyaletinde yaşayan Gunther Holtorf isimli macera tutkunu, 1990 yılında eşi ile birlikte Afrika’ya doğru seyahate çıktı. Mercedes 300 GD model cipleriyle sorunsuz bir yolculuk geçiren çift, bunu upuzun bir dünya yolculuğuna çevirmeye niyetlendi. Aradan 24 yıl geçti ve şu an 77 yaşında olan Holtorf, seyahatini daha yeni sonlandırdı. Holtorf, 2010 yılında eşi Christine’yi kanserden kaybetse de yolculuğunu yarıda bırakmadı. Tam 215 ülkeyi görme fırsatı bulan Alman maceracı, cipiyle 900 bin kilometre kat etti. Araba, bu yönüyle Rekorlar Kitabı’na girmeye hak kazandı. Zira daha önce bu kadar çok ülkeye giden tek bir araç yok. Holtorf’un cipi, çeyrek asrı bulan dünya yolculukları sırasında 113 defa arabalı feribota bindi ve de 410 kere sınır kapısından geçti.Bir havayolu şirketinde çalışan Gunther Holtorf, Afrika’dan sonra Güney Amerika, Kuzey Amerika, Asya ve Avrupa gibi pek çok bölgeyi rotası haline getirdi. Cipinin arka koltuklarını çıkartarak kendilerine mini bir karavan yapan Holtorf, buraya yerleştirdiği yatak ile uyuma ihtiyacını karşılamış oldu. Daily Mail’de yer alan haberin fotoğraflarında Holtorf’un Tayland, Myanmar, Nepal, Hindistan, Cezayir, Brezilya, Çin ve Fransa gibi ülkelerde çektiği fotoğraflar yer alıyor. Holtorf’un ‘rekorluk’ arabası, önümüzdeki günlerde Almanya’nın Stuttgart şehrindeki Mercedes-Benz Müzesi’nde sergilenecek. Mercedes-Benz Yönetim Kurulu Başkanı Dieter Zetsche, Mercedes marka otomobillerin G modelinin gelecekte de var olacağını söyledi. Holtorf gibi maceracı ruhların olup olmayacağını bilmediğini; ancak olması yönünde ümitli olduğunu dile getirdi.

Yazar, yönetir, oynarım

Woody Allen, Ben Affleck, George Clooney, Uğur Yücel, Nuri Bilge Ceylan ve Cem Yılmaz’ı buluşturan ortak noktaları var. Senaryolarını kaleme alıp yönetmen koltuğuna oturdukları sinema filmlerinde oynamaları.Ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın senaryosunu yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı filmi ‘Pek Yakında’ vizyonda. Yılmaz, her filminde olduğu gibi bu filminde de kamera önüne geçme geleneğini bozmadı. Müzisyen olarak tanıdığımız Mahsun Kırmızıgül de ‘Mucize’ filmi ile 4’üncü kez yönetmen koltuğuna oturdu. Kırmızıgül, diğer filmlerinde olduğu gibi ‘Mucize’de de rol aldı. Kehkeşan Dergisi ekim sayısında sinemanın hem yazan hem yöneten hem de oynayan ünlü isimlerini derledi. Nuri Bilge Ceylan, Yılmaz Erdoğan, Uğur Yücel, Özcan Deniz bu isimlerden bazıları. Woody Allen, Ben Affleck, George Clooney, Quentin Tarantino, Mel Gibson, Kevin Costner ise Hollywood’un yazan, yöneten ve oynayan ünlüleri. Son filmi ‘Kış Uykusu’yla Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Nuri Bilge Ceylan, 2006 yapımı ‘İklimler’ filminin, senaristliğini ve yönetmenliğini yaptı. Ceylan filminin başrolündeydi üstelik. Yılmaz Erdoğan’ın senaryosunu yazdığı, yönettiği ve oynadığı filmleri ise ‘Vizontele’, ‘Vizontele Tuuba’, ‘Neşeli Hayat’, ‘Organize İşler’ ve ‘Kelebeğin Rüyası’. Ünlü oyuncu Uğur Yücel de ‘Hayatımın Kadınısın’ filminin senaristi, yönetmeni ve başrol oyuncusuydu. Müzisyen kimliğiyle tanıdığımız Özcan Deniz de oyunculuğa yöneldi. Deniz, ‘Ya Sonra’, ‘Evim Sensin’, ‘Su ve Ateş’ filmlerinin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptı hem de başrolünde oynadı. Woody Allen, yazıp yönettiği 30’ün üzerinde filmin başrolünde. ‘Good Will Hunting-Can Dostum’ filmiyle, en iyi senaryo dalında Oscar ödülü alan Ben Affleck, ‘Hırsızlar Şehri’, ‘Kızımı Kurtarın’ filmlerinde, hem yönetmenlik hem senaristlik hem de oyunculuk yaptı. Affleck, yönettiği ‘Argo’ filmiyle geçen yıl ‘En İyi Film’ dalında Oscar’a uzanmıştı. George Clooney, 2005 yapımı ‘Good Night and Good Luck-İyi Geceler ve İyi Şanslar’ filminin senaryosunu kaleme aldı ve yönetmenliğini yaptı. Mel Gibson, hem yönettiği hem de başrolünü oynadığı ‘Cesur Yürek’ filmi ile ‘en iyi yönetmen’ dalında Oscar ve Altın Küre ödülünü kazandı. Ünlü aktör Sylvester Stallone, hafızalardan silinmeyen ‘Rocky’ ve ‘Rambo’ serilerinin hem yazdı, hem yönetti hem de başrollerinde oynadı. Clint Eastwood, bugüne kadar 60’tan fazla filmde rol aldı ve bunların 30’dan fazlasını yönetti.

Sabah’ın yalan haberine isyan etti: İspatlarsan mesleğimi bırakacağım

Sabah Gazetesi’nin magazin ekinde dün ünlü oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ ile ilgili 5 günlük bayram tatilinde 50 bin TL harcadığı yönünde bir haber yer almıştı.Haberde Tatlıtuğ’un sevgilisi modacı Başak Dizer’le Marmaris’e gittiği otelin en pahalı odasını tutarak gecelik 3 bin TL ödediği iddia edilmişti. Ünlü oyuncu, hakkında çıkan habere Twitter hesabından tepki gösterdi. Haberi yazan Yüksel Yavuz’un iddiaları ispatlamasını isteyen Tatlıtuğ, “Eğer ispatlarsan mesleğimi bırakacağım.” dedi. Kıvanç Tatlıtuğ mesajında şu ifadelere yer verdi. “Yalancı, dürüst haber anlayışından uzak, seninle aynı işi yapan değerli meslektaşlarına kötü örnek olan Yüksel Yavuz…“Geçen hafta” yani bayram tatilinde, 50 bin liraya 5 günlük tatil yaptığımı, iki gece yediğim yemeğe 10 bin lira ödediğimi, arka arkaya şampanyalar patlattığımı söyleyerek, güzel memleketimin içimi parçalayan şu karışık döneminde, beni sağduyudan yoksun, vurdumduymaz bir insan gibi göstermeye çalışan Yüksel Yavuz.. Unutma sakın! Ben bu güzel ülkenin vatandaşıyım… Benim “geçen hafta” yani bayram tatilinde nerede kaldığım belli, ne yaptığım belli ve ne kadar fatura ödediğim de belli… Ayıptır… Günahtır… Eğer geçen hafta ismini verdiğin otelde kaldıysam, dediğin miktardaki faturayı ödediysem, iki gece yemeğe o parayı verdiysem ben şu anda yaptığım mesleği bırakacağım… Peki sen bu dediklerini ispatlayamazsan çıkıp özür dileyip, kendi mesleğini bırakacak mısın?”