İmza deyip geçmeyin ucunda milyonlar var!

Online imza kampanyası platformu Change.org, Türkiye’de iki yıldır faaliyette. Platformun Doğu Avrupa ve Batı Asya Koordinatörü Dr. Uygar Özesmi, 30 binden fazla kampanya başlatıldığını, 270’inin başarıya ulaştığını belirtiyor.Dünyanın en büyük online imza kampanyası platformu Change.org, çevrenizde rahatsızlık duyduğunuz her konuda imza kampanyası başlatarak, durdurabilme imkanı sağlıyor. 196 ülkede faaliyet gösteren Change.org’un tüm dünyada 35 milyon kullanıcısı, 80 milyondan fazla gönüllüsü var. Türkiye’de ise iki yıldır faaliyetteler. Change.org Doğu Avrupa ve Batı Asya Koordinatörü Dr. Uygar Özesmi, bu süre içinde 30 binden fazla imza kampanyası başlatıldığını ve 270’inin başarıya ulaştığını belirtiyor. Her kampanyanın Türkiye’nin aynası olduğunu belirten Özesmi, “İnsanlar hangi konuda rahatsızlık duyuyorsa onun hakkında kampanya başlatıyor ve bir değişim istiyor. Biz, insanlara hem dik durup fikirlerini açıkça söylediklerinde nelerin değişeceğini, hem de çaresiz olmadıklarını göstermek istiyoruz.” diyor.Change.org’da düzenlenen kampanyalarda kimi okul güzergahındaki otobüs hattının kaldırılmamasını kimi de kuraklığa karşı önlem almasını isteyerek bir kampanya başlatıyor. Lise öğrencisi olan Murat Yonca, o kampanyayı düzenleyenlerden biri. Esenyurt’ta oturan Yonca, liselere geçişte uygulanan TEOG sistemiyle Adalar’da bir okula yerleştirilince mağduriyetini dile getirmek için #HaydiMuratOkula adında bir kampanya başlatmış. Kampanyaya kısa sürede 6 binden fazla kişi imza atarak destek olmuş ve bu durum Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya iletilmiş. Olayın ardından devreye giren Esenyurt İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, Yonca’yı evinde ziyaret ederek naklinin Beylikdüzü’ndeki bir okula alındığını söylemiş. Özesmi, bunun gibi yüzlerce mağduriyetin çözüldüğünü dile getiriyor.Türkiye, en çok kampanya yayınlayan dokuzuncu ülke konumunda. 620 binden fazla imzaya ulaşan ‘Adalete Fener Yak’ kampanyasının medyada çok geniş yer alması ve ünlü futbolcuların kampanyaya destek vermesi kampanyayı Meclis gündemine taşımış. Dr. Özesmi, “Kampanyada toplanan imzalar ilk önce Anayasa Mahkemesi Başkanı’na ve dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Ali Koç tarafından teslim edildi. Ardından Fenerbahçeli yöneticilerin yeniden yargılanması sağlandı.” diyor. Şimdiyse Soma ve Ermenek’te yaşanan maden facialarının başka yerlerde de yaşanmaması için başlatılan “#SomaErmenekSonOlsun Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ni ACİLEN imzalayın” kampanyası Meclis’e götürülmeye hazırlanıyor.Türkiye’de En çok imzalanan kampanyalarAdalete Fener Yak: 622 bin 339Soma Son Olsun: 266 bin 977Hayvana İşkence Suçtur: 250 bin 475Zeytin Hayattır: 144 bin 800Berkin Elvan İçin Adalet: 94 bin 159Özgür ve Lorin’e Özgürlük: 89 bin 321Biber Gazı Yasaklansın: 86 bin 631Uygur Türklerini Kurtaralım: 79 bin 419

‘Türk okulu açılışına kendi okulumuzdan daha çok seviniyoruz’

Afganistan’ın Pakistan ile sınır şehri Nangarhar vilayetinin merkezi Celalabat’ta Afgan-Türk Çağ Eğitim Kurumları (ATCE) tarafından yapılan okul tamamlandı.Okulun açılışında konuşan Afganistan Milli Eğitim Bakanı Faruk Vardak, Türk gönüllüler için “Zor dönemlerde herkes ülkeyi terk ederken, onlar geldiler ve okul açtılar.” dedi. Vardak, Türk okulunun açılmasıyla beraber duyduğu sevinci ise şu sözlerle dile getirdi: “Nangarhar’da 900 tane okul var. Ama beni hiçbiri bu okulun açılışı kadar sevindirmiyor.” Vardak, bu okulları sevme nedenini ise her yerde ve her alanda marka olarak karşılarına çıkmasına bağladı. Ayrıca burada eğitim gören öğrencilerin ideal insan olarak yetiştiğini anlattı. Afganistan’daki Türk okulunun açılış törenine Milli Eğitim Bakanı’nın yanı sıra çok sayıda üst düzey bürokrat ve Afganlı katıldı. İlk olarak Nangarhar devlet okulu binasında 2011 yılında eğitimine başlayan Celalabat Momin Afgan Türk Erkek Lisesi’nin yeni binası, 22 dönümlük arsa üzerine kuruldu. Çağın gereklerine uygun olarak donatılan 2 katlı bina, 24 sınıfı ile hizmete açıldı.Vardak, ülkedeki karışıklıkların temel sebebinin eğitimsizlik olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin ise sorunu temelden çözmek adına Afganistan’da birçok okul açtığını hatırlattı. Bu bağlamda ATCE’nin Afganistan’da hizmete açtığı okullarda 5 bin 700 Afgan-Türk öğrencinin eğitim gördüğünü açıkladı. Ülkesine düşman olanların Afganistan’ı karıştırdığını; ama Türkiye gibi dost ülkelerin ise sorunları temelden çözmek adına eğitim yuvaları açarak dostluklarını ortaya koyduğunu kaydetti. ATCE Yönetim Kurulu Başkanı Numan Erdoğan ise okulun yapımına destek veren Türk ve Afganistanlı işadamlarına teşekkür etti.

İlk geldiğimde İstanbul’da kayboldum

Bu yıl 5′incisi düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali’nin onur konuğu olarak Malatya’ya gelen ünlü sinema oyuncusu Nastassja Kinski basın toplantısı düzenlerken yıllar önce ilk kez gittiği İstanbul’da kaybolduğunu söyledi.Malatya Altın Kayısı Ramada Plaza Otel’de düzenlenen basın toplantısında soruları yanıtlayan Kinski, ‘onur konuğu’ olarak Malatya’da bulunmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi ve Türkiye ile ilgili başından geçen anısını da paylaştı. Kinski, ailesi ile Türkiye’ye İstanbul’daki bir film festivali için ilk geldiğinde çocuk olduğunu ve İstanbul’da kaybolduğunu söyledi.Türkiye’yi sevmesinin en büyük nedenlerinden birinin de çocukluk arkadaşlarından birinin bir Türk kız olması olduğunu ifade eden Kinski, en son olarak Türk filmleri arasında ‘Kelebeğin Rüyası’nı izlediğini ve bu filmi de çok beğendiğini söyledi. Bu filmi izledikten sonra Türk Sinemas’ının geliştiğini anladığını belirten Kinski, “Türk Sineması’nda yönetmenler, dünya çapında ödüller alıyorlar. Bütün dünya yavaş yavaş Türkiye’ye toplanacak” dedi.Hayata asla aynı şartlarla devam edilemeyeceğini dile getiren Nastassja Kinski, kariyerine 12 yaşında başladığını ve her zaman çalıştığını söyledi. Şu an çok mutlu bir yaşantısının bulunduğunu dile getiren, ‘Kötü adam’ rollerinin ünlü ismi Klaus Kinski’nin kızı Kinski, şu ana kadar oynadıkları filmleri arasında ‘Tess’ filmini çok beğendiğini söyledi. ‘Tess’ filminde çok özel bir anısının bulunduğunu söyleyen Kinski, “Orada küçük oyuncudan kadın oyuncuya geçiş var” dedi.’Tess’ filminin yönetmeni Roman Polanski’nin özel bir yönetmen olduğunu ifade eden Alman oyuncu, “Kendisi tarafından seçilmem de benim için onur vericidir. Onunla çalışırken, en iyisini yapmam gerektiğini bana gösterdi. O zamanlar çok gençtim. Roman Polanski ile işi ön planda tutma ve ciddi çalışmamız lazımdı” diye konuştu.Onur ödülü alacağı Malatya’ya gelmeden önce şehri araştırdığını da dile getiren Kinski, şöyle dedi:”Yaptığım araştırmada kayısı ile tanıştım. Daha sonra Battalgazi’deki Ulu Camii’ni çok görmek istiyorum. Camilerle ilgili çok güzel bir hatıram var. Malatya’da kayısı bahçelerini gezmek istiyorum. Dün akşam otelin önünden geçen bir sürü sokak köpeği gördüm. Önümden geçmeleri film gibiydi. Köpeklerden korkmuyorum.” dedi. Türkiye hakkında daha önce fazla bir bilgisinin olmadığını da sözlerine ekleyen Kinski, Dünya ile Türkiye’nin ilişkilerinin iyi olduğunu düşündüğünü belirtti ve basın toplantısının ardından da fotoğraf çektirdi.(DHA)

Korku sinemamızı cin çarptı!

Türkiye’de korku sineması denince akla ilk gelen kelime ‘cin’. Sinema eleştirmeni Selin Gürel, aynı temanın tekrar tekrar işlenmesini sömürü olarak nitelendiriyor. Korku filmlerinin hedef kitleye hâkim kültürden beslendiğini belirten sinema eleştirmeni Burçin Yalçın da yapımlar arasında başarılı bir örneğe rastlamadığını söylüyor.Türkiye’de son zamanlarda oldukça rağbet gören cin temalı korku filmlerine her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Dini kültürümüzde önemli bir yere sahip olan cin, ruh ve benzeri varlıklardan yola çıkan bu filmlerin sayısı son filmlerle beraber 20’ye yükselecek. Orijinal senaryo üretememesi nedeniyle sıkça eleştirilen Türk korku filmlerinde doğrudan “cin” kelimesini taşıyan pek çok film var. Dabbe-Cin Çarpması, El Cin, Ammar: Cin Tarikatı, Azem: Cin Karası onlardan birkaçı. Bu filmlere 21 Kasım’da vizyona giren ve başrolünü Şebnem Bozoklu’nun oynadığı ‘Ümmü Sıbyan: Zifir’ de eklendi. Film, bir grup liseli gencin sınav stersinden uzaklaşmak için ‘ruh’ çağırmalarını konu ediniyor. Biz de sinemamızın korku filmleriyle imtihanını mercek altına aldık. Korkutuyor mu bilinmez ama film eleştirmenlerine göre sıkça işlenen bu konu, başta din sömürüsü olmak üzere beraberinde bayağılığı ve seyirciyi aldatmayı da getiriyor.‘Din üzerinden seyirci sömürülüyor’Korku filmlerinin her toplumun kendi korktuğu inanışları üzerinde şekillendiğini belirten sinema eleştirmeni Selin Gürel, Türk toplumunda ise cin temasının korku ögesi olarak başı çektiğini söylüyor. Üzerinden uzun uzun kanlar boşanan ayetler gibi sahneler barındıran filmlerin içi boşaltılmış din sömürüsü olduğunu söyleyen Güler, “Bir temayı bu kadar çok işlerseniz; aynı kodlarla, aynı formülle onu sömürürsünüz. Sömürmeyen filmler de var ama bu konuda çok fazla sömürü yapılıyor. Mesela şu anda Dabbe 6 gelecek, yani bu seri 6 filmi kaldırabilecek derinlikte bir seri değil. Esinlenerek hazırlanan bir ilk filmin gişe başarısına güvenerek bunu 6 filme kadar çıkarmak seyirciyi de sömürmek olur. Çünkü siz seyirciye nitelikli bir şey vermiyorsunuz.” diyor.‘Korku filmleri arasında başarılı örneğe rastlamadım’Cin temasının Türk kültürüne daha yakın bir tema olmasından dolayı tercih edildiğini söyleyen sinema eleştirmeni Burçin Yalçın ise, “Korku filmi genelde hedef kitlede hangi hakim kültürden besleniyorsa o ögeler üzerinden korkutmayı amaçlar. Türkiye’de de baskın inanışlardan bir tanesi korku verici olarak cinler. Yapılan bu filmler arasında çok başarılı bir örneğine rastladığımı da söyleyemem.” ifadelerini kullanıyor.Eleştirmenler gişe başarısı 100 bin ile 800 bin arasında değişen bu filmlerin din üzerinden şekillenmesi nedeniyle zevksizleşmeye neden olduğunu da belirtiyor. Korku filmlerinin Türk toplumunda en başından beri çok el üstünde tutulan bir tür olmadığını belirten Selin Gürel, “Genelde insanların korktuğu şeyler: yerel, kültürel, birtakım dini korkuları içinde barındıran yaratıklar. Din üzerinden korkutan bazı filmler böyle yapılmaya başlanınca çok hoşumuza gitti. Biz kutsal kitapta geçen ve bir şekilde dayanağı olduğunu bildiğimiz yaratıklardan korkuyoruz. Bu filmler arasında iyi olanlar var ama bir elin parmaklarını geçmiyor.” şeklinde konuşuyor.Seyircinin kolay bir av olarak görüldüğünü de söyleyen Güler, “Seyircinin kafasında bir şeyler var. Fragmanda bir ayet, cin ya da Arapça bir şey gördüğünde, kendini o filme kaptırıyor. İsimler de hep bilinmeyen kelimelerden seçiliyor çünkü toplum olarak biz bilinmeyenden korkuyoruz. Mesela biz toplum olarak cin bile diyemeyiz, üç harfliler deriz. Bu bile korkularımızın ne kadar derin olduğunu, günlük yaşantımıza aslında ne kadar yansıdığını gösteriyor. Filmlerde de günlük hayatta zikretmediğimiz bir şeyin adını gördüğümüzde direkt ürküyoruz. Böyle bir isim seçildiğinde filmin gişesi de 100 bin 200 bin artıyor. Gençler de bu filmleri seviyor.” diyor.

Boşuna ziyaret etmişiz, Fındıklı’daki mezar Pargalı’ya ait değilmiş

Tarihçi Rüknü Özkök, Fındıklı’da bulunan mezarın Pargalı İbrahim Paşa’ya ait olmadığını söyledi. Özkök, “Mezar taşları okuduğum kadarıyla İbrahim Paşa’ya ait değil. Geçen seneye kadar orasıyla ilgili herhangi bir yazı ve görüntü yoktu.” dedi.Osmanlı Devleti’nin sadrazamlarından Pargalı İbrahim Paşa, Muhteşem Yüzyıl dizisi yayınlanırken yeniden gündeme gelmişti. İbrahim Paşa’nın İstanbul Fındıklı’da olduğu söylenen mezarı ziyaretçi akınına uğramıştı. Bu mezarın gerçekte Pargalı’ya ait olmadığı belirlendi. Mezar taşlarını okuyan ünlü tarihçi Rüknü Özkök, Pargalı’ya ait hiçbir iz bulunmadığını söyledi. İdam edilen sadrazama kanunlar gereği belli bir mezar ya da türbenin yapılamayacağına dikkat çekti.Dizi yayınlandığı dönemde belediye Pargalı’nın büyük ilgi ve beğeni toplaması sebebiyle bir rivayete dayanarak Eski Canfeda Hatun Tekkesi’nden kalan son mezar kalıntısına ‘Pargalı İbrahim Paşa’ tabelası asmıştı. Özkök, tabelanın ardından onunla ilgili herhangi bir iz olup olmadığını öğrenmek için özellikle mezar taşlarını okuduğunu anlattı. Özkök, “Ben baktım, paşanın mezarının orada olduğu söyleniyor ama mezar taşı ona ait değil. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Tarihi Cilt 2 kitabında Canfeda Hatun Tekkesi’ne gömüldüğü belirtiliyor. 5-6 ay kadar önce bir televizyon dizisi nedeniyle gündemde olunca oraya onun türbesi diye yazı astılar.” dedi. İbrahim Paşa ile ilgili bir bilgi olmadığını aktaran Özkök, “Orada belirli bir kabrin olduğunu söylemek de mümkün değil. Geçen seneye kadar mezarla ilgili herhangi bir yazı ve görüntü yoktu. Oraya gittim, tabela asmışlar. Mezar taşları, okuduğum kadarıyla İbrahim Paşa’ya ait değil. Taşlarda bu mezar şu kişiye aittir diye belirli bir ifade de yok.” ifadelerini kullandı. Mezar için dikilen taşlarda şahsı belirtmeyen belirsiz ifadeler yer aldığını söyleyen Özkök, şu anda mezarın bulunduğu yerde eskiden Canfeda Hatun Tekkesi’nin bulunduğunu ve orada bulunan mezar taşlarının ise istimlak korkusu nedeniyle rastgele yerleştirilmiş olabileceğini anlattı. Altı yaşındayken köle pazarında satılan ve Kanuni’yle Manisa’da sancak beyliği yaptığı dönemde tanışan İbrahim Paşa’nın gerçek mezarının nerede olduğu ise hâlâ gizemini koruyor. Zira Pargalı İbrahim Paşa’nın mezarıyla ilgili herhangi bir kayıt veya belgeye rastlanmıyor.

Açlık Oyunları’ndaki o protestoyu yapan öğrencilere gözaltı

Güney Asya ülkesi Tayland’da mayıs ayında gerçekleşen darbenin ardından halk, ‘Açlık Oyunları’ serisindeki ‘3 parmak’ işaretini sessiz protesto yöntemi olarak seçmişti.Ne var ki Tayland ordusu, darbe ve baskıcı otoriteye karşı çıkanların sembolü haline gelen bu işaretin kullanılmasını yasaklamış, devamının gelmesi halinde tutuklamalar olacağını açıklamıştı. İşte dün o tutuklama olaylarından biri gerçekleşti. 5 üniversite öğrencisi, darbenin ardından yeni başbakan seçilen General Prayuth Chan-ocha’nın konuşma yaptığı sırada üç parmaklarını havaya kaldırdı. ‘Darbe istemiyoruz’ yazılı tişört giyen gençler, gözaltına alındı. Öğrencilerin eyleminden sonra konuşmasını yarıda kesen ve bitmek bilmez eleştirilere açık olduğu için gülümseyen Chan-ocha, “Başka protesto etmek isteyen varsa hemen etsin. Sonra da ben konuşmamı bitireyim.” ifadelerini kullandı. Başbakanın önünde ‘3 parmak’ işareti yapan gençlerin fotoğrafı, Tayland’da yayınlanan gazetelerin ilk sayfasında yer aldı.

Ünlülerden, Deniz Seki’ye veda tweet’leri

‘Uyuşturu ticareti yapmak’ suçundan aranan sanatçı Deniz Seki, yeniden tutuklanarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu.Seki’nin sanat camiasından arkadaşları duygularını sosyal medya aracılığıyla paylaştı. Şarkıcı Gülben Ergen Twitter hesabından, “Maden kazalarındaki cinayetlerin sebepleri Deniz Seki’den daha önemlidir. Kabul ettiği hatasının bedelini fazlasıyla ödemiş, kimseyi yakmamıştır. Elini kolunu sallayıp, ekranlara pişkin pişkin gülümseyen kim bilir ne akıllı, planlı insanlar vardır Deniz Seki cayır cayır yanarken.” yazdı. Oyuncu Doğa Rutkay da, “Sen ki sineği bile incitemeyen iyi kalpli kız, Allah’a emanet ol.. Hakkında hayırlısı seni seviyorum..” ifadelerini kullandı. Oyuncu Ceyda Düvenci ise Instagram hesabından, “Seni seviyorum. dualarım seninle… Her yeni gün güzel haberler getirecek…” dedi. Berna Laçin de, “İlk kez bir firarinin yakalanmasına üzüldüm. Belki suçsuzluğuna inandığım için. Belki bildiğim bütün suçlular serbest olduğu için.” tweet’i attı. Oyuncu Pınar Altuğ, “Çok üzgünüm, kalbim seninle.” cümleleriyle duygularını paylaştı. Sibel Can ise, “Üzüldüm. İnşallah her şey onun için iyi olsun. Çok kıymetli bir sanatçı ve ben kendisini çok severim.” yorumunu yaptı.

Survivor’da deniz suyuyla abdest alıp cuma namazlarında imamlık yaptım

İsmail Baki Tuncer, Özel Başakşehir Fatih Koleji öğrencileriyle bir araya geldi. Yaptığı tiplemelerin günlük hayatına yansıdığını aktaran Tuncer, ‘Survivor’da yaşadıklarıyla ilgili soruları cevapladı. Tuncer, deniz suyu ile abdest alıp Ahmet Dursun ve Gökhan Keser ile cuma namazı kıldıklarını söyledi.Geçtiğimiz dönem Survivor’a yarışmacı olarak katılan İsmail Baki Tuncer’i Özel Başakşehir Fatih Koleji öğrencileri ‘Yılın En İyi Komedyeni’ seçti. Okul yerleşkesinde düzenlenen törene Tuncer, eşiyle birlikte katıldı. Vizyonda olan ‘Sabit Kanca 2’ filminde de rol alan sanatçıya ilgi yoğundu. ‘Survivor’da yaşadıklarıyla ilgili soruları cevaplayan Tuncer, keyifliydi. Öğrencilere en zor zamanlarda bile namazlarını bırakmadığını anlatan Tuncer, “Survivor’da deniz suyu ile abdest alıp Ahmet Dursun ve Gökhan Keser’e cuma namazlarında ben imamlık yaptım.” dedi.Yaptığı tiplemelerin en çok günlük hayatına yansıdığını belirten Tuncer “Acımı bile normal yaşayamıyorum. Ayağımı çarptığımda Gökhan Özen gibi bağırıyorum. Evde kendi sesimle konuştuğumda ailem beni tanımıyor. Eşim yemek yaparken ne yemek var diye sorduğumda cevap vermiyor ancak başka bir karakterin sesi ile sorduğumda hemen cevap veriyor.” diye konuştu. Sohbet şeklinde geçen program sırasında öğrencilere en çok beğenilen taklitlerini de yaptı. Sanatçı Tuncer, Aziz Yıldırım, Nihat Doğan, Gökhan Özen, Cüneyt Arkın ve Kıraç taklitleri ile salonu kahkahalara boğdu. İsmail Baki, aynı zamanda “Sabit Kanca” karakterini taklit etmek isteyen bir öğrenci ile birlikte sahnede şov yaptı. Program, Okul Müdürü Alparslan Külte ve Müdür Yardımcısı Alim Öztürk’ün ‘Yılın En İyi Komedyeni’ plaketini İsmail Baki Tuncer’e vermesiyle son buldu. Sanatçı, daha sonra öğrencilerle bol bol fotoğraf çektirdi.‘Turabi benden özür diledi’Survivor’da yaptıkları ile herkesin eleştiri odağı olan Turabi Çamkıran’ın Sabit Kanca filminde oynaması ile ilgili eleştirilere de cevap veren Tuncer, “Turabi, yarışmadan sonra birleşme partisinde bir araya geldiğimizde yanımıza geldi. Özür diledi ve bana oyuncu olmak istediğini söyleyerek yardım istedi.” ifadelerini kullandı. Tuncer, “Biz de kendisini affettik.” diyerek, bu detayları insanların bilmediğini belirtti.

Piramitleri soyan arkeologlara 5 yıl ceza

Keops Piramidi’nde araştırma yapan arkeologlar, sadece görevlilerin girebileceği bölümde hırsızlık yaptıkları gerekçesiyle yargılandı. 5 yıl ceza alan arkeologlar piramitten aldıkları parçayı bilimsel çalışmalar için kullandıklarını söyledi.Dünyanın yedi harikasından sayılan Giza Piramitleri’nde hırsızlık yapan Alman ve Mısırlı arkeologlar, Mısır’da yargılandı. Mısır Ceza Mahkemesi, Kahire’nin batısında bulunan Keops Piramidi’ne zarar verdikleri ve tarihî eser çaldıkları suçlamasıyla yargılanan üç Alman ve altı Mısırlı arkeolog için 5’er yıl hapis cezası verdiğini duyurdu. Savcılıktaki dosyada üç Alman araştırmacının sadece görevlilerin girme izni olan bölüme Mısırlı bakanlık ve müze görevlilerinin yardımıyla girdikleri ve burada hırsızlık yaptıkları öne sürüldü. Ayrıca savcılığın mahkemeye sunduğu dosyada, piramitte yapılan kazılar esnasında tarihî esere zarar verildiği de belirtildi. Mahkeme, Alman arkeologlarla irtibatlı olan diğer 6 Mısırlı vatandaşın da üzerinde Firavun Keops’un adının hiyeroglifle yazılı olduğu bir ahit çıktığını iddia etti. Mısırlı yetkililer, olayı internette dolaşan bir video’dan takiple çözdüklerini bildirdi. Öte yandan haklarında gıyaben tutuklama kararı verilen Alman araştırmacılar ise yapılan bir mülakatta olayı doğruladılar. Ancak arkeologlar piramitten aldıkları parçayı bilimsel çalışmalar için kullandıklarını iddia ederek kendilerini savundular. Mısır makamları ise Alman arkeologların savunmasını komik bulduklarını, araştırma yapacaklarsa burada yapması gerektiğini söyledi. Mısır yargısı, çalınan parçaların Berlin Büyükelçiliği kanalıyla geri alındığını duyurdu. Alman arkeologlara yardım eden Kahire’deki Tarihi Eserler Müdürlüğü’nde çalışan üç kişi, iki güvenlik görevlisi ve bir de turizm acentesi çalışanı ise tutuklandı. Ancak, Almanya ile Mısır arasında suçluların değişimi anlaşması olmadığından Alman araştırmacılar, Mısır’a iade edilemedikleri için tutuklanamadılar. Sanıkların kararı temyize götürme hakkının bulunduğu da taraflara iletildi.

Şahan Gökbakar: Alın teriyle kazandığım her kuruşun peşinde olacağım

‘Recep İvedik 4’ten payına düşen 25 milyon lirayı alamayan Şahan Gökbakar, Tiglon AŞ’nin patronu Murat Akdilek ile 18 Kasım’da yapılacak duruşmada karşı karşıya gelecek. Gökbakar, hakkı olan paranın yok edilmesinde payı olan herkesle hukuk yoluyla mücadele edeceğini söyledi.Komedyen Şahan Gökbakar ile ‘Recep İvedik 4’ filminin dağıtımını yapan Tiglon AŞ’nin patronu Murat Akdilek arasındaki hukuk savaşı büyüyor. İddiaya göre; Akdilek, ‘Recep İvedik 4’ filminden doğan ve tümü Şahan Gökbakar’ın olan yaklaşık 25 milyon TL tutarındaki film gelirlerini kendisine ödemedi. Akdilek, kendi çıkarları için gelirleri Denizbank ve Tekstilbank’a ait olan faktoring şirketlerine temlik (alacağın devri) yoluyla aktardı. Şahan Gökbakar’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikâyet üzerine Murat Akdilek hakkında soruşturma başlatılmıştı. Savcılık tarafından “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçunu işlediği isnadına dayalı olarak oluşturulan iddianame, İstanbul 63. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve Akdilek hakkında ceza davası açıldı. Buna göre ilk duruşma 18 Kasım’da yapılacak.Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede şu ifadelere yer verildi. “12.10.2014 tarihli ve 2014/16006 No’lu iddianamede; “Tiglon şirketi yetkilisinin sözleşme ile temlik etmeme konusunda açık sınırlaması olmasına karşın hasılatları doğrudan temlik etmiş olduğu anlaşılmıştır. Sözleşme ile kendisine muhafaza edip devretmek üzere verilmiş gişe hasılatını temlik yasağı olmasına karşı kendisi yararına alacakları başkasına devir ederek güveni kötüye kullandığı tüm soruşturma dosyası kapsamından anlaşılmakla; delillerin takdiri mahkemeye ait olmak üzere; şüphelinin mahkemenizde yargılamasının yapılarak yukarıda belirtilen sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına talep olunur. “Alın teriyle, emek sarf ederek kazandığı her kuruşun peşinde olacağını belirten Şahan Gökbakar, “Bunu yapan ve hakkım olan bu paranın yok edilmesinde payı olan her bir kişiden ve kurumdan sonuna kadar hukuk mücadelesiyle hesap sorup hakkımı arayacağım. İnsan, onuru, gururu, haysiyeti ve emeği için yaşar.” şeklinde konuştu. Gökbakar, başkasının emeği ve hakkına göz dikmeye kalkanların hayatın komik olmayan yüzüyle er ya da geç tanışacaklarını söyledi.Ünlü komedyen, ayrıca kendisine ait olduğu bilinen “Recep İvedik 4” filminin gelirlerini, Tiglon AŞ’den devir alan Denizbank ve Tekstilbank’a ait faktoring kuruluşlarını da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuru-mu’na şikâyet edecek.