X-Men kadrosu dağılıyor

Ünlü oyuncular Hugh Jackman, Jennifer Lawrence ve Nicholas Hoult, X-Men serisini ‘X-Men: Apocalypse’ filmiyle tamamlıyor. Sosyal medya hesabından metal pençeli bir Wolverine fotoğrafı paylaşan Jackman, seride son kez yer alacağını duyurdu. Lawrence da, “Gelecek yılki X-Men filmi benim oradaki son görünüşüm olacak.” dedi.

Son dönemin en etkili bilim kurgu yapımlarından X-Men serisinin son filmi 2016 yılında vizyona girecek. Bilimkurgu severlerin ilgiyle takip ettiği seri, doğa üstü güçlere sahip mutantlar, insanlar ve benzerlerinin üstünlüğünü savunan diğer mutantlar arasındaki çatışmayı ele alıyor. Serinin önemli karakterlerinden Wolverine üzerine kurgulanmış yapımlar dahil 7 kez sinemaseverlerin karşısına çıkan X-Men’in ilk filmi üzerinden 15 yıl geçti. Halle Berry, Jennifer Lawrence, Ian McCallen, Nicholas Hoult, Hugh Jackman ve Patrick Stewart’lı kadrosuyla milyonların sevgisini yakalayan film gelecekte bu kadrosunu koruyamayacak gibi görünüyor. Zira filmin üç önemli oyuncusu Hugh Jackman, Jennifer Lawrence ve Nicholas Hoult serinin en son filmi X-Men: Apocalypse’ten sonra çekilecek bölümlerde rol almayacaklarını açıkladılar. X-Men’in istediği bütün kılığa girebilen mavi karakteri Mystique’e hayat veren Lawrence, kendisine bu konuda gelen soru üzerine “Evet, gelecek yılki X-Men filmi benim oradaki son görünüşüm olacak.” dedi. Lawrence’ın gidişi sonrası Mystique karakterinin filmden çıkarılmayıp başka bir oyuncu tarafından canlandırılacağı söyleniyor. X-Men’deki Wolverine karakteriyle adından söz ettiren Avustralyalı aktör Hugh Jackman da X-Men: Apocalypse’in kendisinin son X-Men filmi olacağını açıklayanlardan. Instagram’da kendisiyle özdeşleşen metal pençeli bir Wolverine fotoğrafı paylaşarak seride son kez yer alacağını açıklayan Jackman’ın yerinin nasıl dolacağı ise merak konusu. Jackman, sadece Wolverine karakteri üzerine kurulu film serisine de nokta koymayı planlıyor. İstanbul’da katıldığı bir basın toplantısında konuşan başarılı aktör Wolverine karakterini yıllarca oynamak istemediğini daha önce açıklamıştı. X-Men’in Beast’i Nicholas Hoult da daha önce X-Men’de son kez yer alacağını söyleyenlerden. Hoult, “X-Men Apocalypse seride imza attığım son film ama daha sonra geri dönmemek için kendime bir engel koymuyorum.” dedi.

Filmlerini bakanlığa beğendiremediler

Ömer Faruk Sorak, Orçun Benli, Gani Rüzgâr Şavata, Biray Dalkıran ve Ünal Küpeli’nin de aralarında bulunduğu 46 yönetmenin uzun metraj kurgu filmi Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan geri çevrildi. Sorak, bakanlık desteği alamayan projesi 8 Saniye’yi çekti. Halen gösterimde olan filmle ilgili yorumlar olumluydu.

2015’te sinema projelerine destek alan yönetmenler geçtiğimiz hafta açıklanmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği yönetmenler arasında Türkan Şoray, Haluk Piyes gibi oyunculukları ile öne çıkmış, ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacak isimler vardı. Toplamda 35 yönetmene 18 milyon 100 bin TL kaynak aktarıldı. Ancak desteklenen yönetmenlerden çok, geri çevrilen yönetmenler dikkat çekti. Aralarında Ömer Faruk Sorak, Orçun Benli, Berkun Oya, Aram Gülyüz, Gani Rüzgâr Şavata, Ümit Efekan gibi isimlerin bulunduğu 46 yönetmenin uzun metraj kurgu filmi bakanlıktan geri çevrildi.

Ömer Faruk Sorak’ın 8 Saniye filmi reddedilenler arasında. Yönetmen, destek verilmemesine rağmen filmini çekti. Şu anda da gösterimde yer alan filmle ilgili eleştirmenlerin yorumları olumluydu. Berkun Oya’nın Güzel Şeyler Bizim Tarafta filmi, destek alamayan bir başka proje. Televizyonda Son, İntikam gibi dikkat çeken dizilerle tanınan Oya, aynı zamanda tiyatro dünyasının da başarılı isimlerinden. İyi Seneler Londra filmi bulunuyor. Orçun Benli’nin Gardiyan’ı da geri çevrilenlerden. Benli, Bu Son Olsun, Gulyabani, Kanunsuzlar gibi sinema filmlerine imza atmıştı. 1958’den beri Yeşilçam ve televizyon dünyasında yer alan bir isim Aram Gülyüz’ün Sen Kaşındın filmi, Gani Rüzgâr Şavata’nın Zübeyde Hanım filmi, Yeşilçam’ın ünlü yönetmenlerinden Ünal Küpeli’nin 5 Kilometre’si, Ümit Efekan’ın Dondum Kaldım’ı, Emir Khalilzadeh’ın Veda Mektubu, Araf ve Cennet’in yönetmeni Biray Dalkıran’ın Bir Babanın Hikayesi filmi destek alamayan diğer yapımlar.

En güzel mavi betonlaşma tehdidi altında

Orman Bakanlığı’nın Muğla’daki Göcek koylarını 29 yıllığına kiralamasına halk tepki gösterdi. Dalaman’da dün Akbük ve Taşyaka’nın ihalesi yapılırken, dışarıda ‘Koylar bizimdir, bizim kalacak’, ‘Koylar rant kapısı değildir’ sloganları atıldı. TEMA temsilcisi Okyay Tirli, “Koşu alanları ve dinlenme tesisleri yapılmalı deniliyor. Bunları yapmak, ormanı tahrip etmek, tesis ve alanın imara açılması demektir.” dedi.

Muğla’nın Ortaca ilçesindeki dünyaca ünlü İztuzu Plajı’nın devlet eliyle adeta ranta kurban edilmesi girişiminde tepkiler sonucu geri adım atılmıştı. Bu kez ranta kurban edilecek bir başka doğal güzellik seçildi. Muğla Göcek’teki Bedri Rahmi (Taşyaka), Akbük, Göbün, Küçük Sarsala koyları. ‘Göcek Koyları’ olarak bilinen yerler Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 29 yıllığına kiraya verilecek. Bedri Rahmi ve Akbük’ün ihalesi, dün Dalaman Orman İşletme Müdürlüğü’nde yapıldı. 12 kişinin teklif verdiği ihale devam ederken dışarıda kiralamaya tepki vardı. Koylarda işletmecilik yapan köylülerin de bulunduğu yaklaşık 250 kişi Dalaman Orman İşletme Şefliği önünde toplandı. ‘Özal’ın kemikleri sızlıyor’, ‘İhaleye hayır’, ‘Ekmeğimizle oynamayın’, ‘Biz koruduk, biz koruyacağız’ yazılı pankartlar taşındı. ‘Koylar bizimdir bizim kalacak’, ‘Koylara uzanan eller kırılsın’, ‘Koylar rant kapısı değildir’ sloganları atıldı. Çevre esnafı da ihaleyi protesto eden gruba, su dağıtarak destek verdi. Küçük Sarsala koyunda restoran işleten 37 yaşındaki Hasan Kaba, 13 yaşından beri işletmecilik yaptığını dile getirdi. Kaba, “Bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.” dedi. Köylülerden 78 yaşındaki Zeliha Yorulmaz, “Evde hamur yoğurdum. Çocuklarım bunlardan yaptığım börek ve gözlemeleri turistlere sattı. O zaman bu zenginler neredeydi? Çocuklarımla beraber mücadeleye devam edeceğim. Cesedim çıkmadan kimse de işletmemizi elimizden alamaz.” diye konuştu.

Talan, koruma alanlarında yoğun

Gruba, bazı sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri ve milletvekili aday adayları da destek verdi. CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir de Muğla’da talanın koruma alanlarında yoğunlaştığına dikkat çekti. Muğla’da alanların büyük bölümünün merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın döneminde koruma altına alındığını hatırlatan Demir, “Güzel olan, insanlık için olan ne varsa tahrip ve yok ediyorlar. Sahillerdeki günübirlik alanların kiralanmasında hukuk karşılarına çıktı ancak durmak bilmiyorlar. Eğer o dört koyu kiraya vermeyi başarırlarsa bunun sonu gelmez, öteki koyları da ihaleye çıkarırlar.” dedi. CHP Dalaman İlçe Kadın Kolları Başkanı Süreyya Berberoğlu, “Yeniden düzenlenen yapılaşma ile birçok zeytin ağacı kesilecek ve belki de Lykia medeniyetine ait tarihî; eserler zarar görecektir. Bu yeni düzenlemede iskelelerden bahsedilmemesi ise yeni kiracıların, koyları betonlaşmaya veya şahsî; kullanıma açabileceğini bile düşündürmektedir.” diye konuştu. İhalenin derhal iptal edilmesi gerektiğini belirten TEMA Fethiye temsilcisi Okyay Tirli, “Koyları işleten yerel halkı düşünmelisiniz. Basın açıklamanızda koşu alanları ve dinlenme tesisleri olmalı diyorsunuz. Koşu alanı yapmak ormanı tahrip etmek, tesis yapılması demek imara açmak demektir.” ifadelerini kullandı.

İki ihaleyi aynı kişi kazandı

Akbük için 110 bin, Bedri Rahmi için 90 bin, Göbün için 120 bin ve Küçük Sarsala için 80 bin lira yıllık muhammen bedel tespit edilmişti. 12 kişi ve firmanın teklif verdiği Akbük ve Bedri Rahmi koylarının ihalesini Dalaman’da kafeterya işletmeciliği yapan Hüseyin Gülen kazandı. Gülen, Bedri Rahmi koyu için yıllık KDV hariç 902 bin lira, Akbük Koyu için KDV dahil 1 milyon 250 bin lira vererek kazandı. İhaleye, koylarda mevcut işletmeci köylülerden katılan olmaması dikkat çekti. Göbün ve Küçük Sarsala koylarının ihalesi ise bugün saat 16.00’da yapılacak.

Hukukî; süreç başlatılacak

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Göcek koyları olarak bilinen Akbük, Taşyaka, Göbün ve Küçük Sarsala koylarının, kendi yetki ve sorumluluk alanlarında olduğunu bildirdi. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın koyları kiralamasıyla ilgili hukuki süreç başlatılacağı belirtildi. Söz konusu koyların Nisan 2014’te Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından C tipi mesire yeri olarak tescillendiği ifade edilen açıklamada, bakanlığın tescil işlemini iptal ederek Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne, kapanan İl Özel İdaresi’ne tanınan aynı haklarla devrini yapması gerektiği kaydedildi. Yazılı açıklamada, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından özel çevre koruma bölgesi içerisinde bulunan ve 1. derece doğal sit alanı olan, eşsiz doğal zenginliklere sahip, bölge turizmine önemli katkıları olan bu alanların nasıl korunmak istendiği, bu alanlara ne kadar özel davranıldığı, ilimizin büyükşehir statüsü kazanmasından sonra yapılan ihale işlemleriyle net olarak anlaşılmaktadır.” denildi.

Selam Bahara Yolculuk filminin oyuncuları, filmin ilham kaynağı Sevgi Karyağdı ile buluştu

Mektup okuma sahnesinde 8 defa ağladım

Filmi çekerken bazı sahnelerde ağladığını söyleyen Aslıhan Güner, “7-8 kere çektiğimiz bir mektup okuma sahnesi var. Ben 8 kere baştan sona hıçkıra hıçkıra ağladım. Mektup içinde ‘kareli bir baba ceketi’ geçiyor. Benim babamın kareli bir ceketi var ve ben o yüzden ağladım. O, benim için bir simgeydi ve baba işin içinde olduğu için beni etkiledi.” ifadelerini kullandı. Filmin herkese hitap ettiğini aktaran Güner, +13 yaş sınırını gereksiz bulduğunu dile getirdi. Güner, “İlk izlediğimde +13’ten haberim yoktu. Ben tüm çevreme, ‘toplayın çoluğunuzu çocuğunuzu ailece gidin bu filme’ dedim. Filmde hiçbir rahatsız edici şey yok. Ne bir açık sahne var, ne bir şiddet var.” diye anlattı.

Öğretmenlerin anlattıklarına inanamadım

‘İsmail öğretmen’ karakterini oynayan Gürol Güngör, filmin bir adanmışlık, fedakârlık, aşk ve sevgi filmi olduğunu ifade etti. Selam Bahara Yolculuk’un 1990’lı yıllarda yaşanmış gerçek bir hikâye olduğunu anlatan Güngör, “İsmail öğretmen sevgi, barış ve kardeşlik, yeni bir dünya hayali kuran ve bu uğurda Türkiye’den Kırgızistan’a giden biri. Birçok zorluklara ve engellere karşı kaba kuvvetle değil de sevgiyle yaklaşarak, karşısındakini anlayarak kendine bir yol çiziyor.” diyerek rolünü anlatıyor. Kırgızistan’daki öğretmenleri dinlediğini ve anlattıklarına inanamadığını belirten Güngör, aslında filmdekine benzer pek çok hikâye olduğunu aktardı.

‘Babam beni tanıyamadı uçağa bakıp ağladı’

Filmde yaşanan birçok sahnenin kendi hayatıyla benzeştiğini aktaran Sevgi Karyağdı, şöyle devam etti: “Babamla da yaşadığım bir anıma benzer bir sahne var. Babam alzheimer hastasıydı. Yurtdışından döndüğümde bahçede oturuyoruz. Babam uçağa bakıp ağlamaya başladı. ‘Ne oldu baba, neden ağlıyorsun?’ dedim. ‘Kızım Sevgi gelmedi’ dedi. ‘Geldim baba bak, yanındayım’ dedim. Babam bana baktı baktı, beni tanımadı ve kara uçağa baktı, gözlerinden yaş süzüldü.”

]

Anadolu’da tiyatron mu var, derdin var

Mardin’de oyunlarını sergileyen ‘Figürsüzler Tiyatrosu’nun genel sanat yönetmeni Rıza Gedikoğlu, “Eğer karnımızı tiyatrodan doyurmaya kalkarsak aç kalırız.” diyor. Denizli’deki Tiyatro Cezve’nin genel sanat yönetmeni Rıza Gedikoğlu, mühendis, arkeolog ve esnaftan oluşan oyuncularla tiyatro yaptıklarını söylüyor.Ahmet Vefik Paşa’nın Anadolu şehirlerinden Bursa’da ilk tiyatro gösterimi yapmasının üzerinden 135 sene geçti. Paşa’nın Bursa’da kurduğu tiyatroda 15 Eylül 1879’da, yine kendisinin Moliere’den uyarladığı “Meraki” adlı piyes oynanmıştı. Modern Türk tiyatrosunun gelişmesinde büyük payı olan Ahmet Vefik Paşa’nın izinden gidenler taşradaki bu ilk tiyatro kıvılcımının ardından bugün hâlâ Anadolu’nun ücra köşelerinde tiyatro yapmaya devam ediyor. Devlet ve şehir tiyatrolarının olmadığı yerlerde bile faaliyet gösteren bu mütevazı grupların pek çok sorunu da var elbet. Kimisi sahne bulamıyor, kimisi dekor. Kimi oyuncu bulamıyor, kimisi seyirciye bile ulaşamıyor. Ama her şeye rağmen tiyatroya gönül veren bu insanlar cepten yeme pahasına tiyatro yapmaya devam ediyor. Tiyatro dünyasının önemli isimlerinden Ümit Aydoğdu tiyatro algısının daha çok İstanbul merkezli olması nedeniyle Anadolu’daki faaliyetlerin göz ardı edildiğini anlatıyor. Tiyatrodan karnımızı doyurmaya kalksak aç kalırız. Bu gruplardan biri de şehir ya da devlet tiyatrosu bulunmayan Mardin’de faaliyet gösteren ‘Figürsüzler Tiyatrosu’. Grubun Genel Sanat Yönetmeni Ubeydullah Olam şehirde ihtiyaç duyulan kültür ve sanat faaliyetleri için şikayet etmek yerine üretmeyi seçtiklerini söylüyor.Küçük bir şehirde tiyatro yapmanın zorluklarına da değinen Ubeydullah Olam, “Sadece üniversiteye ait bir salon var. Tabii orada sadece tiyatro değil birçok etkinlik yapılıyor. Bir oyun oynamanız için aylar öncesinden yer ayırmanız gerekiyor. Bir de insanlar tiyatroya çok sık gitmiyorlar bu hem kültürel hem ekonomik sebeplerden. Tiyatro yapanlar için de geçerli bu. Ancak akşamları çalışabiliyoruz.” diyor. Devlet ya da belediyeden de destek almadan tiyatro yapmaya çalıştıklarını anlatan Olam, “Sanırım yetkililer tiyatro ya da bir başka sanat dalına para yatırmayı gereksiz görüyor. Sanki her şey temizlik, park bahçe işleri gibi davranıyorlar. Açık söylemek gerekirse eğer karnımızı tiyatrodan doyurmaya kalkarsak aç kalırız.” ifadelerini kullanıyor. Mardin gibi bir şehirde şehir ya da devlet tiyatrosunun bulunmamasını büyük bir eksiklik olarak değerlendiren Olam, bunu gidermek için yola çıktıklarını aktarıyor. Kürtçe ve Türkçe tiyatro yapan grup Güneydoğu’nun birçok ilinde misafir olarak da temsillerde bulunuyor.Esnaftan oyuncularımız varAnadolu’nun batı illerinden Denizli’de tiyatro yapan özel gruplar da benzer sorunlar yaşıyor. Denizli’de faaliyet gösteren Tiyatro Cezve’nin genel sanat yönetmeni Rıza Gedikoğlu, mühendis, arkeolog ve esnaftan oluşan oyuncularla tiyatro yapmaya çalıştıklarını belirtiyor. Gedikoğlu, insanların 3-5 lira olan oyun biletlerine ilgi göstermemesinden yakınıyor. 15 yıldır bu işle uğraştığını belirten Gedikoğlu, para kazanmadan, kendi ceplerinden harcayarak sahneye çıktıklarını dile getiriyor. Gedikoğlu, “Sponsorluk konusunda sorun yaşıyoruz, hep kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bir şeye ihtiyacımız olduğunda imece usulü kendimiz yapmaya çalışıyoruz. Oyuncularımız para almıyor, üstüne kendi cebimizden para çıkıyor. Bu ay bir oyun için para lazımdı, evden eşten dosttan para topladık. Geriye kalanını da aramızda topladık.” diye konuşuyor. Rıza Gedikoğlu salon eksikliğini devletten karşılamaya çalıştıklarını fakat bu konuda da kendilerine pek yardımcı olunmadığını söylüyor. Geçen sene oynadıkları Aziz Nesin oyunu nedeniyle tepki aldıklarını söyleyen Gedikoğlu, şöyle devam ediyor: “Üniversiteler bizi kabul etmediler Aziz Nesin oynuyoruz diye. Biz de bunu bir projeye çevirdik. Geçen seneden beri oyunlarımıza işaret diliyle çeviriler yapılıyor. Bu Türkiye’de bir ilk. Denizli’de artık işitme engelliler tiyatro oyununa gelip tiyatro izliyorlar.”Anadolu’daki bazı tiyatro gruplarıADANA: Akşen Sahnesi Masal Evi Tiyatrosu AFYON: Çatı Katı Sakinleri Tiyatro Topluluğu ANTALYA: Şeref Çetin Tiyatrosu BİLECİK: Acele Güldürü Servisi, Tiyatro Sır ÇORUM: Dost Oyuncuları Gösteri Eğitim Merkezi GİRESUN: Bulancak Sanat Tiyatrosu MERSİN: Hayalicinas Tiyatrosu, Tiyatro Mamu, Merhaba Sanat Tiyatrosu, Çağrışım Tiyatrosu K.MARAŞ: Tiyatro Halka, Boyut Tiyatro, Tiyatro Portakal KONYA: Karakalem Tiyatro Topluluğu, Meram Belediyesi Konevi Tiyatro Topluluğu MALATYA: Anadolu Sanat Tiyatrosu SİNOP: Hayaller Tiyatrosu.

Orhan Pamuk’tan sert eleştiri: Onları dinden fazla para ilgilendiriyor

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk Almanya’nın haftalık Die Zeit gazetesine verdiği röportajında Türkiye’nin AB üyeliği meselesinin artık geçmişte kaldığını ve kendinin de büyük hayal kırıklığı yaşadığını söyledi. Orhan Pamuk, Türkiye’nin sorununun “zenginleşme ile beraber demokrasi talebinin gelişmemesi” olduğunu ifade etti.Orhan Pamuk Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin artık geçmişte kaldığını ve hem Avrupa Birliği’nin, hem de Türkiye’nin kendi sorunları ile boğuştuğunu belirterek, “Büyük hayal kırıklığı yaşıyorum. 2002 ile 2009 yılları arasında iyimserdim. Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyi başardığında ‘harikalar diyarındaki Alice’ gibi her konuda konuşabileceğimize inanmıştım.” dedi.”ONLARI DİNDEN FAZLA PARA İLGİLENDİRİYOR”Türkiye’nin İslam dünyası için rol model olmasına da inanmadığını söyleyen Orhan Pamuk, Türkiye’nin sorununun, zenginleştiği ölçüde demokratlığının gelişmemesi ve ikisinin paralel ilerlememesi olduğunu ifade etti.Orhan Pamuk, yolsuzlukların ise siyasal İslam’ın gizemini kaldırdığını söyledi. 1990′li yıllarda siyasal İslamcılığın gizemli bir tarafının olduğunu, hatta Marksist ve Komünistlerin dahi bunu ilginç bulduğunu belirten Orhan Pamuk, bugün ise siyasal İslam’ın yolsuzluk nedeniyle gizemini tamamen kaybettiğini dile getirdi.Orhan Pamuk şöyle konuştu: “Yolsuzluk nedeniyle siyasal İslam gizemini tamamen kaybetti. Türkiye’nin İslamcıları bir zamanlar toplumun alt kesimlerinden taşralı, kızgın, kendilerine yapılanları unutmaz kişilerdi. 12-13 sene sonra şimdi kendileri yönetim kadrosunu oluşturuyorlar. Şimdi her müesseseye el atıyor, iktidarı merkezileştiriyorlar. Onları dinden fazla para ilgilendiriyor. İslam sadece söylemlerini süsleyen bir unsur haline gelmiş durumda.” şeklinde konuştu.”HER GÜN YOLSUZLUK HABERİ OKUYORLAR…”Halkın bunu neden görmediği yönündeki soruya ise Orhan Pamuk şöyle cevap verdi: “Çoğu insan bunu görüyor, ama ekonomi iyi gittiği için bir şeylerin değişmesini istemiyorlar. Gelişmekte olan çoğu ülkede – ki Türkiye de bunlardan biridir – insanları asıl ilgilendiren demokrasi değildir. İnsanları ekonomik büyüme daha fazla ilgilendirir. İnsanlar her gün yolsuzluk haberlerini okuyorlar ama kişisel olarak ön sene öncesine göre daha iyi durumda oldukları sürece hükümete destek veriyorlar.”Orhan Pamuk 2005 yılında da Alman Yayıncılar Birliği’nin barış Ödülünü kazanmış, 2007 yılında ise Berlin Hür Üniversitesi (FU), Brüksel Katolik Üniversitesi ve İstanbul Boğaziçi Üniversiteleri tarafından fahri doktora unvanına layık görülmüştü.

Bir rock grubunun çileli hikâyesi beyazperdede!

Türkiye’de ilk kez bir rock grubunun hikâyesi beyazperdeye aktarıldı. 3 Nisan’da vizyona girecek olan ‘Tehlikeli Flört’ adlı filmde 20 yıldır müzik piyasasının içinde olan Flört grubunun üyeleri rol alıyor. Ozan Kotra, “Gerçekte yaşadığımız olayların biraz abartılı halini izleyeceksiniz.” diyor.Bir rock müzik grubunun hikâyesini anlatan sinema filmi ‘Tehlikeyle Flört’ 3 Nisan’da vizyona girecek. Filmde, plak yapma hayalinin peşinden giden üç mahalle delikanlısının yaşadıkları anlatılıyor. Kahramanlar Flört üyeleri Ozan Kotra, Çağatay Kehribar ve Hakan Çağlar. Türkiye’de ilk kez bir rock grubu tüm üyeleriyle bir sinema filminde rol alıyor. Senaryo tamamıyla onların hikâyesi olmasa da gerçeklik payı epey yüksek. “Gerçekte yaşadığımız olayların biraz abartılmış karikatürize edilmiş halini izleyeceksiniz.” diyen Ozan Kotra, komedi filminin aynı zamanda müzik dünyasına bir eleştiri niteliğinde olduğunu söylüyor. Ünlü sanatçıların şöhret basamaklarını nasıl tırmandıkları bugün sahip oldukları, başarıya ulaşabilmek için hangi yollardan geçtikleri her zaman merak konusuydu. Hatta bir dönem özellikle arabesk müzik sanatçılarının taşrada hayat mücadelesi verirken nasıl İstanbul’a geldikleri; kapı kapı dolaşıp yapımcılara seslerini duyurma çabaları filmlere bile konu oldu. Şimdi de 20 yılı aşkın bir süredir müzik piyasasında olan rock grubu ‘Flört’ kendi hikâyesini mizahi bir dille beyazperdeye taşıyor. Film, istedikleri müziği yapabilmek için çabalayan, bu sırada da başlarına bir dizi iş açan üç arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Kahramanlar kimi zaman para kazanmak için düğünlerde şarkı söylemek zorunda kalıyor kimi zaman dayak yiyor. Filmde tamamıyla kendi hikâyelerini anlatmadıklarını dile getiren grup üyeleri, içindeki pek çok sahnenin de gerçek hayatta başlarına geldiğini belirtiyor. Kotra, “Zaten Türkiye’de bu tarz bir müzik yapıyorsan filmin ilk yarım saatinde yaşananları göze almalısın. Aksi halde bu coğrafyada böyle bir kulvar açamazsın.” yorumunu yapıyor.Grup üyeleri, komedi türündeki ‘Tehlikeyle Flört’ için ‘müzikal olmayan ama bol müzikli bir film’ diyor ve Türk sinemasında yeni bir kulvarın başlangıcı olacağını vurguluyor. Filmin yapımcısı ‘İşler Güçler’in de yapımcısı olan Hayri Aslan. Yönetmeni ise bugüne kadar reklam filmleri çeken Murat Şenöy. Flört, Şenöy ile çalışmayı özellikle istemiş, oyuncu seçiminde de yüzde onluk bir katkıları olmuş. Filmin oyuncuları arasında Mete Horozoğlu, Fuat Güner, Cihat Tamer, Ezel Akay, Sema Şimşek, Başak Daşman, Tuğrul Tülek, Ayta Sözeri gibi isimler var. Hakan Çağlar, “Grubun eski üyelerinden Ata Akdağ, filmin oyuncuları arasında hatta devam filmlerinde onu daha sık göreceksiniz.” açıklamalarını yapıyor.Onlar müzik yapıyorsa biz de film yapalım dedik!Kamera karşısında hiç zorlanmadıkları için sık sık ‘oyunculuk dersi mi aldınız’ sorusuyla karşılaşmışlar. Sinemayı yakından takip ettiklerini, eski yapımların yanı sıra yeni filmlerden de haberdar olduklarını dile getiren Hakan Çağlar “Araştırma yapar gibi oturur film izleriz, sonra da kritiğini yaparız.” diyor. Geçmiş yıllarda Flört’ün video kliplerini izleyen İnal Temelkuran, grup için bir film önerisinde bulunmuş. Hep tiyatrocuların müzik grubu kurduklarını ve ilgi gördüklerini anlatan Ozan Kotra ise esprili bir dille, “Onlar müzik yapıyorlarsa biz de bir film yapalım bakalım nasıl oluyor dedik.” yorumunu yapıyor. Ayrıca her tiyatrocunun yarı müzisyen olduğunu, isterlerse çoğunun müzik de yapabileceğini söylüyor.90’lı yıllarda kurulan ‘Bekarlar’ ve ‘Kim Bunlar’dan sonra 2000’li yılların başında Flört ismini alan grup, en son kasım ayında ‘Hücum Kayıtlar’ albümü ile dinleyicilerinin karşısına çıktı. İçinde klasikleşen Flört parçalarının da olduğu albüm 6-7 hafta en çok satanlar listesinde kaldı. Yeni albümlerinin de hazır olduğunu söyleyen grup, Fuat Güner’le birlikte çalışmış.‘İnsanlar Yunus Emre gibi bir cevheri görmek yerine IŞİD’e katılıyor’Ozan Kotra, Çağatay Kehribar ve Hakan Çağlar, daha çok günlük hayatta yaşadıklarını şarkı sözlerine yansıtıyor. ‘Hücum Kayıtlar’ albümünde şarkıların hikâyelerini de paylaşan grup ‘Cemiyette Pişiyoruz’ şarkısında bir dönem tasavvufla ilgilendiklerini ve kendilerini etkileyen şeylerin içine biraz da mizah katarak böyle bir şarkı yazdıklarını ifade ediyor. Çağatay Kehribar, “Bir dönem ilgilendik ve oradan öğrendiğimiz şeyler hayatımıza geçti. Birçok yazarı okuduk ama şimdi araştırma halinde değiliz.” diyor. Burada konuya giren Ozan Kotra ise, “İnsanlar Yunus Emre gibi bir cevheri görmek yerine IŞİD’e katılıyor. Bu dinin suçu değil ama din olgusu hayata ve siyasal biçimlere girerken yanlış algılanıyor.” yorumunu yapıyor.

Para ve imkânı değil, sevgiyi aşılayanlar Meclis’te olmalı

Haziran ayında yapılacak seçimlerde İstanbul milletvekili adayı olan oyuncu Engin Çağlar, siyasette kullanılan dilin sevgiden yoksun olduğunun altını çiziyor. Önümüzdeki günlerde seçim çalışmalarına başlayacaklarını anlatan Çağlar, “Para ve imkânı değil sevgiyi aşılayan, sevgi ile hitap eden birileri Meclis’te olmalı.” ifadelerini kullanıyor.Engin Çağlar, Yeşilçam’ın ünlü jönlerinden biri. Bugüne kadar Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Emel Sayın gibi isimlerle birçok filmde başrol oynayan Çağlar, siyasete girmeye hazırlanıyor. Haziran ayındaki genel seçimlerde yeni kurulan bir partiden İstanbul milletvekilliğine adaylığını koyacak olan Çağlar’ı siyasete iten neden ise son yıllarda Türk insanının sevgiden ayrılması ve ötekileşmesi. Rekabetin fazla olduğu siyaset ortamına çekinmeden girdiğini söyleyen ünlü oyuncu, “Para ve imkânı değil sevgiyi aşılayan, sevgi ile hitap eden birileri Meclis’te olmalı.” diyor.Filmlerim 1 milyon izlenseydi bir daha bana rol gelmezdiOn sekiz yaşındayken mahallesinde gördüğü Neriman Köksal ile artistliğe heveslenen Engin Çağlar, katıldığı Ses Mecmuası yarışmasında ikinci olsa da kısa sürede filmlerin aranan yüzü haline gelmiş. Çağlar, “Yarışmada kazanmak önemli değil. Ben de sonra anladım yarışmada kazanmanın önemli olmadığını. Asıl önemli olan Türk seyircisinin kalbini kazanmak.” ifadelerini kullanıyor. İlk kez Fatma Girik ile ‘Öksüz’ filminde kamera karşısına geçen Çağlar, ardından Türkan Şoray, Emel Sayın, Hülya Koçyiğit gibi isimlerle karşılıklı oynar. 1968’den itibaren salon filmleri, kendi tabiri ile ‘vurdulu kırdılı’ toplam 70’in üzerinde filmde başrol oynayan Çağlar, 1974’te sinemaya ara verir. “Benim zamanımda şayet oynadığım filmin gişesi 1 milyonda kalsaydı, bir daha bana hiç kimse film teklif etmezdi.” diyen Çağlar, bugünlerde Yeşilçam oyuncularına karşı vefasızlık yapıldığından şikâyet ediyor. Yeşilçam’da oyunculuk yapmış isimlerin bugün hazır bir kadro olduğunu söyleyen Çağlar, “Hepsi iyi oyuncular nasıl oynanacağını, nereye bakacağını, nereden yürüyeceğini, kamerayla mesafesinin ne olacağını hep bilen insanlar.” diyerek dizi ve filmlerde oynaması gerektiğini söylüyor.Ünlü oyuncu Engin Çağlar, son üç yıldır belediyelerin konferans salonlarında sinema üzerine konuşmalar yapıyor. Şimdilerde ise siyasete girmenin heyecanını yaşayan Çağlar, yeni kurulan bir partinin milletvekili adayı olacak. Son yıllarda siyasette kullanılan dilin sevgiden yoksun olduğunun altını çizen Çağlar, “Hâlbuki çok yanlış insanları sevgi ile birbirine getirmek lazım.” diyerek siyasete girmeye karar verdiğini anlatıyor. İlerleyen günlerde seçim için çalışmalara başlayacaklarını anlatan sanatçı, bir yandan da sinema konuşmalarına devam ettiğini söylüyor.Belediyelerin hazırladığı aylık programlarda sinema ile ilgili konuşma olmamasının dikkatini çektiğini söyleyen Çağlar, böyle bir konuşma hazırlayarak belediyelere teklif götürdüğünü ve kabul edildiğini ifade ediyor. Ardından sanatçı dostları Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Nebahat Çehre, Selda Alkor, Eşref Kolçak gibi isimlerle izleyenlerin karşısına geçerek sinema söyleşileri düzenleyen Çağlar, “Tek amacım yeni nesle Türk sinemasını sevdirmek.” diyor. Şimdiki dizilerin tek sıkıntısının orijinal bir hikâye üretememek olduğunu ifade eden Çağlar, “Biz Yeşilçam olarak zaten hem dünya sinemasının en iyi konularını hem Türk romanlarının en iyi hikâyelerini çekmişiz.” sözleriyle Yeşilçam’ı taklit etmenin doğru olmadığını dile getiriyor.

Pelin Batu: Basın özgürlüğünde Cibuti, Eritre, İran’la yarışır hale geldik

Türkiye’de şu anda 100’e yakın konuya yayın yasağı getirildiğini belirten Pelin Batu, basın özgürlüğü konusunda dünyadaki en faşizan ülkelerle yarışır bir listede olduğumuza dikkat çekiyor. Batu, “Bunlara bakınca basın özgürlüğü diye bir şey yok. Sadece belli cesur insanlar var.” diyor.Pelin Batu oyuncu, akademisyen, yazar, sunucu, programcı gibi birçok unvana sahip. Onu farklı konular ve alanlarda konuşurken görebiliyoruz. Düşündüklerini yazdığı gazetede birçok gazetecinin başına geldiği gibi onun da yazılarına son verildi. Öncesinde sinyalleri almış olacak ki her yazısını bu son yazım diye yazdığını söylüyor Batu. Bugün TV’de “Yakın Tarihimizle Yüzleşme” programını hazırlayıp sunmaya başlayan Pelin Batu, bu kez de cemaatçi yaftasıyla karşılaşmış. Aleyhinde kara propaganda yapan havuz medyasına cevap vermeye lüzum görmediğini söyleyen Batu, 14 Aralık özgür basına darbe operasyonunun gözleri açtığını vurguluyor. “Özellikle Ekrem Dumanlı’nın gözaltına alınması gözümün önünden gitmiyor. Çünkü büyük bir kahraman olarak binlerce insanla çevrili bir şekilde gitti ve eğer amaç bir grubu kötüleyip, yaftalamak ve onlara gözdağı verip korkutmaksa ters tepti.” diyor. Basın özgürlüğü konusunda dünyadaki en faşizan ülkelerle yarışır bir listede olduğumuzu söyleyen Batu, “Cibuti, Eritre, İran, Rusya gibi ülkelerle yarışır hale geldik. Bunlara bakınca basın özgürlüğü diye bir şey yok. Sadece belli cesur insanlar var. Bunlar da şimdi çoğunlukla işsiz vaziyette. Roman, anı, hatırat ya da internet sitelerinde yazarak günlerini geçiriyorlar.” diye konuşuyor.Annem korkuyor ‘Kızım dikkat et’ diyor Türkiye’de şu anda 100’e yakın konuya yayın yasağı getirildiğinin altını çizen gazeteci Pelin Batu, “Hükümet istemediği her şeye yayın yasağı getiriyor. Ama herkes farkında, sadece çocuğumun okul taksiti var diye düşünerek yolumuza devam edelim diyorlar. Benim ailem de korkuyor. Annem ‘Aman kızım dikkat et.’ deyip duruyor. Ben mesela Milliyet’ten kovulduktan sonra ilk Can Dündar, sonra Hasan Cemal aradı ve ikisi de ‘aramıza hoş geldin’ dediler.” yorumunu yapıyor.Milliyet’te yazılarına son verilme sürecine de değinen Pelin Batu, son 1 yıldır her yazısına ‘son yazım’ diyerek başladığını itiraf ediyor. Batu, “Öyle bir psikolojiyle yazınca şöyle bir ferahlatıcı ve özgürleştirici tarafı oluyor. Evet bu son yazı, istediğimi yazabilirim. ‘Peki neden çıkartıyorlarmış?’ diye sorunca ‘Gazetede işte maddî anlamda küçülmeye doğru gidiyoruz.’ şeklinde cevap verdi. ‘Tamam, peki benim haricimde kimse çıkartıldı mı?’ diye sordum. ‘Hayır.’ dedi. Benim çıkartılmamın gazetenin bütün ekonomisini kurtardığını da öğrenmiş oldum bu sayede.” diyor.Bana ‘Cemaatçi’ diyenlere cevap vermeye bile değmezBugün TV’de programa başladıktan sonra bazı çevrelerin kendisine ‘Cemaatçi’ demeye başladığını dile getiren Batu, bunlara cevap bile vermeye değmeyeceğini söylüyor. Batu, “Ben hayatımda hiçbir cemaate ait olmadım. Beni az çok takip eden insan da Cemaat’in c’si ile irtibatım olmadığını bilir. Yaftalamak ya da bir kategoriye sokmak en kolay şey oldu. Bugün TV’de programa başladığım andan itibaren havuz medyası olarak adlandırabileceğimiz bir grup gazete sürekli beni işte Cemaatçi diye yazmaya başladı. Cemaat’i ben hakaret olarak kabul etmiyorum. Dolayısıyla ‘ahh ben cemaatçi değilim’ diye feryat figan edecek değilim. Ama hani cemaatçi olmadığım da ortada. Dolayısıyla kendime cevap vermeyi bile fazla görüyorum.” şeklinde konuşuyor.Pelin Batu havuz medyasının çok absürt şeyleri haber yaptığını ifade ederek, sinirlerini bozmamak için hiçbirini izlemediğini anlatıyor. Uzun zamandır desteklediği siyasi bir parti olmadığını, bağımsız adayları desteklediğini belirten gazeteci Pelin Batu, “Bir adayın ya da bir grup insanın meclisi sarsacağını ve her şeyi değiştirmeyeceğine inanmama rağmen en azından beni temsil eden bir insana gönül rahatlığıyla bir oy vereyim diye, geçiş dönemi formülü buldum. Bir parti olarak uzun zamandır yok. Ve bu beni gerçekten çok üzüyor. Bir ülkede denge olmazsa bunlar olur. Şu anda denge yok. İnsanlar “çalsın ama çalışsın” diye bakıyorlar. O çalsın ama çalışsın mantalitesi sizi de vuracak.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Sanat dünyası bir efsaneyi kaybetti

Evinde ölü bulunan Erol Büyükburç’un menajeri Osman Nuri Yazıcı, “Buradaki evinde kızıyla beraber yaşıyordu. Sadece şekeri vardı.” dedi. İntihar ettiği yönünde çıkan haberleri de yalanlayan Yazıcı, “Bunlar çok saçma.” ifadelerini kullandı.Sanat dünyası dün ani bir ölümle sarsıldı. ‘Manolya’, ‘Dudaklarımda Şarkısın’, ‘Sevemem’ gibi şarkıların sahibi Türk pop müziğinin duayenlerinden Erol Büyükburç evinde ölü bulundu. Menajeri Osman Nuri Yazıcı, dün saat 11.00 sularında Büyükburç’u aradı. Telefona cevap alamayınca Etiler Nispetiye Caddesi Bebek yokuşundaki eve çilingir ile geldi. Eve giren Yazıcı, Büyükburç’un yatak odasında yüzüstü yerde yatan cansız bedeni ile karşılaştı. Polis ekipleri tarafından yapılan ilk incelemede 79 yaşındaki Büyükburç’un üzerinde darp ya da ölüme sebep olacak herhangi bir iz bulunamadı. Kapının içeriden kilitli olduğu ve ev içinde her şeyin normal olduğu görüldü. Şeker hastalığı bulunan ünlü sanatçının kalp krizi sonucu ölmüş olabileceği belirtildi. Yapılan incelemelerin ardından Büyükburç’un cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı morguna kaldırıldı. Cenazesi evden çıkarılıp cenaze aracına bindirilirken, kızı Evren Erol Büyükburç’un üzgün görüntüsü kameralara yansıdı. Bugün Bursa’da konser verecekti Sanatçının evinde bulunan menajeri Osman Nuri Yazıcı gazetecilere açıklama yaptı. Dün akşam Adana ve Gaziantep’teki konserden geldiğini söyleyen Yazıcı, “Buradaki evinde kızıyla beraber yaşıyordu. Dün gece evinde 23.00’e kadar beraberdik sonra ayrıldık. Telefonlarını açmayınca eve geldik böyle gördük.” dedi. Sanatçının sağlık problemleri olmadığını belirten Yazıcı, “Normal sadece şekeri vardı. Yalnız yaşadığı falan yok. Şu anda evde içeride. Son derece aktif bir insandı. Daima üreten bir insandı yarın da konseri vardı. Provalarını da yaptı.” diye konuştu. Bugün Bursa’da vereceği konserin heyecanını yaşayan ünlü sanatçının, telefonda konuştuğu işletmenin sahibine “Bursa’da çok muhteşem bir konser olacak, bomba gibi olacağız.” dediği öğrenildi. İntihar ettiği yönünde çıkan haberleri de yalanlayan Yazıcı, “Bunlar çok saçma.” ifadelerini kullandı.22 Mart’ta 80 yaşına girecek olan Büyükburç’un önceki akşam Taksim’de Murat Evgin’in “Çarşamba Buluşmaları” dinletisine katıldığı ortaya çıktı. Sanatçının son fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşan Evgin, “O’nun son akşamını müzikle, sohbetle, saygımızı ifade ederek yaşamak varmış. Meğerse O’nu dostlarıyla, anılarıyla, birlikte söylediğimiz Aşık Veysel türküleriyle dün gece uğurlamışız. Allah rahmet eylesin.” diye yazdı.SANATÇILAR YASTAErol Büyükburç’un ölümünün ardından ünlü isimler duygularını sosyal medyadan paylaştı. İstanbul bağımsız milletvekili Hakan Şükür, “Türk pop müziğinin kralı Erol Büyükburç vefat etmiş, kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine de başsağlığı dilerim.” dedi. Atilla Taş da, “Değerli abim Erol Büyükburç’un vefat ettiğini öğrendim. Allah rahmet eylesin. Türk pop müziğinin temel taşlarındandı. Başımız sağ olsun.” ifadelerini kullandı. Sanatçı Ferhat Göçer ise, “Bir efsane düşünün… İşte o Erol Büyükburç… Mekanın cennet olsun…” yazdı.Türkiye’nin Elvis Presley’i1936’da Adana’da doğan Erol Büyükburç, daha lise yıllarında İstanbul’da kurduğu ilk grubuyla Florya Plajı’nda müzik yaptı. Yedek subaylığını Urfa’da yaparken orduevinde müzik ve sahne çalışmalarına devam eden Büyükburç, burada şarkı söylerken Leyla Sayar’la tanıştı. Askerlik dönüşünde Leyla Sayar’ın desteği ile İstanbul’un kulüp çevrelerinde ismini duyurmaya başladı. 60’lı yılların en sevilen pop starı oldu. Müzikle görselliği ilk kez birlikte kullanan Büyükburç, Türkiye müzik tarihinde bir mihenk taşı olmuştu. İlk albümü Sevgi Çiçekleri 1975 yılında müzik marketlerinde yerini alırken, 1981 yılında ise Sen Varsın adlı albümü çıktı. Erol Büyükburç, bu albümündeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı. Renkli kıyafetleri ve sahne şovlarıyla tanınan Büyükburç, dünyanın en ünlü müzisyelerinden Elvis Presley’e olan hayranlığı nedeniyle de sık sık onun kılığına girerdi. 2 Temmuz 1999’da müzisyen ve şarkıcı kızı Ajlan Büyükburç’u trafik kazasında kaybeden Büyükburç’un eşi Emel Büyükburç ise 2001’de karaciğer yetmezliği sebebiyle ölmüştü.