Ünlü diyetisyen ‘bıçaklandı’ iddiasına ailesinden yalanlama

Önceki gün Ulus’taki evinde ölü bulunan diyetisyen Yelda Kahvecioğlu’nun bıçaklanarak öldürüldüğü iddia edilmişti. Yelda’nın manevî annesi Ayşe Küçük, ilk belirlemelere göre Kahvecioğlu’nun kalp krizinden öldüğünü aktardı. Oyuncu Ezgi Mola, diyetisyenin ölümünün ardından ise “Ah be Yelda, kalbimi yaktı bu haber.” dedi.Buse Terim, Ceyda Düvenci ve Ezgi Mola gibi ünlü isimlerin diyetisyenliğini yapan Yelda Kahvecioğlu, önceki akşam Ulus’taki evinde ölü bulunmuştu. İlk belirlemelerde ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklanırken, genç diyetisyenin yazdığı “Aşk 3 kişiyle yaşanmaz! Yaşansaydı aşk olmazdı.” şeklindeki son tweet’leri kafaları karıştırdı. Bazı basın organlarında Kahvecioğlu’nun bıçaklanmış olabileceği iddiasının gündeme getirilmesine ailesi tepki gösterdi. Yelda’nın manevi annesi olduğu öğrenilen Ayşe Küçük, “Hepsi yalan. Adli Tıp’tan doktor geldi, ‘kalp krizi’ dedi. Otopsi sonucu ne olduğunu söyleyecek. Diğerlerinin hepsi yalan.” dedi.Kahvecioğlu için dün Arnavutköy’deki Tevfikiye Camii’nde ikindi vakti kılınan namazın ardından cenaze töreni düzenlendi. Törene, ailesi, yakınları ve arkadaşları dışında ünlü simalar da katıldı. Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, sinema oyuncuları Halit Ergenç ve eşi Bergüzar Korel, Erkan Petekkaya, manken Ebru Destan o isimlerdendi. Kahvecioğlu ile yakın arkadaş olduğunu söyleyen Erkan Petekkaya, “Çok üzgünüz. Çok değerli bir insandı. Hepimizin başı sağ olsun” diye konuştu. Anne Güler Kahvecioğlu, tören boyunca kızının çerçeve içindeki resmini bir an olsun elinden indirmedi. Ayakta durmakta güçlük çeken abla Derya Kahvecioğlu ise kardeşinin tabutu omuzlara alındığı sırada gözyaşı döktü. Kahvevioğlu’nun cenazesi, memleketi Antalya Gazipaşa’ya götürülmek üzere Sabiha Gökçen Havalimanı’na doğru hareket etti. Uçakla Antalya’ya götürülecek olan cenaze, bugün öğle vakti Gazipaşa’da defnedilecek.Ünlüler üzgün: Çok genç bir ölümÖte yandan Yelda Kahvecioğlu’nun danışmanlık yaptığı ünlü isimler, üzüntülerini sosyal medyadan paylaştı. Buse Terim, Twitter adresinden, “Yelda’nın ölümüne inanmak istemiyorum. 30 yaşında gencecik. Ben de onun danışanlarından biriydim. Genç, hayat dolu biriydi. Aklım almıyor.” yazarken, Armağan Çağlayan, “Çok üzüldüm, her ölüm erken ama, bu gerçekten çok erken.” ifadelerini kullandı. Ezgi Mola, “Ah be Yelda, kalbimi yaktı bu haber.” notunu paylaştı. Ünlülerin yaşam koçu Şeyda Coşkun da, “Diyetisyen Yelda Kahvecioğlu’nun yakınlarının başı sağolsun. Allah sabır versin, çok üzüldüm. Çok genç ve talihsiz bir kayıp.” yazdı.

Çok çalıştım, çok kazandım ama ileriyi göremedim

‘Battal Gazi’nin Oğlu’, ‘Kılıç Aslan’, ‘Hakanlar Çarpışıyor’ gibi pek çok filmde rol alan emektar oyuncu Necdet Kökeş, bir itirafta bulundu. Çalıştığı dönemde çok para kazandığını belirten 70 yaşındaki Kökeş, “İleriyi göremedim. Birikimlerimi değerlendirmedim, hata benim. Vefalı insanlar sayesinde idare ediyoruz.” diyor.Yeşilçam’ın emektar oyuncuları ilerleyen yaşlarında çektikleri sıkıntılarla gündeme gelir hep. Huzurevinde kalanlar, ekonomik sıkıntı çekenler ve hatta sokakta yaşayanlar. Yakınılan şey de ellerinde olanlara sahip çıkamamalarıdır genelde. Şimdilerde ekonomik sıkıntı çeken emektar oyunculardan biri de 70 yaşındaki Necdet Kökeş. ‘Battal Gazi’nin Oğlu’, ‘Kılıç Aslan’, ‘Hakanlar Çarpışıyor’, ‘Bak Yeşil Yeşil’ filmlerinin unutulmaz oyuncusu Kökeş, yapımcı ve yönetmenlerin artık yüzünün eskidiğini söylediklerini anlatıyor. Kendisine rol verilmediğini dile getiren Kökeş, sinemadan zorla emekli edildiklerini belirtiyor. Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Ayhan Işık, Fatma Girik ve Kadir İnanır gibi birçok usta oyuncuyla çalışma imkanı bulan Kökeş, bir de itirafta bulunuyor. Çok çalıştığına ve çok para kazandığına dikkat çeken emektar oyuncu, “İleriyi göremedim. Birikimlerimi değerlendirmedim, hata benim. Vefalı insanlar sayesinde idare ediyoruz.” diyor. Telif haklarının verilmemesinden yakınan Kökeş, “İnsanlar mütevazı olduğu müddetçe ayakta durur. Gençler birikimlerini değerlendirsinler, tutumlu olsunlar. Geleceklerini düşünsünler. Çevresine yardımcı olsunlar.” cümleleriyle gençlere tavsiyelerde bulunuyor.Battal Gazi filmlerinin Zıpzıp’ı, Cüneyt Arkın’lı avantür filmlerin vazgeçilmez oyuncusu olarak tanınan Necdet Kökeş, Türk sinemasının yüzlerce filminde rol almış. 1962’de ‘Leyla ile Mecnun’ filmiyle oyunculuğa başlayan Kökeş, 1964’te Türkan Şoray ile ‘Yılların Ardından’ filminde oynamış. 1970’te ‘Küçük Hanımın Şoförü’ filminde Ayhan Işık ile kamera karşısına geçen Kökeş, 1972’de ‘Battal Gazi’nin İntikamı’ ile Cüneyt Arkın’ın filmlerinde boy göstermiş. Son filmi ise Kadir İnanır ile ‘Son Cellat’ olmuş. Türk sinemasından birçok usta sanatçıyla çalışma imkanı bulan Kökeş, “Set arasında Fatma abla ile maç yapardık. Kamera arkası, kamera önü diye iki takım kurardık. Fatma abla santrfor oynardı ve bol bol gol atardı.” ifadeleriyle Fatma Girik anısını anlatıyor. Ayhan Işık’ın iş disiplinine hayran kaldığını belirten Kökeş, şöyle devam ediyor: “Ayhan abi sete her sabah 25 dakika erkenden gelirdi. Yani ışıkçıdan bile önce geliyordu. Sabah 7.30’dan gece 24.00’e kadar ona oyun sırası gelmedi. Asistan Ayhan abiye özür dileyerek sıra gelmediğini söyledi. Ayhan abi, çocuklar özür dilemenizi kabul etmiyorum. Ben bu şirkete 25 gün çalışmaya söz verdim. İster gece yarısı çalıştırırsınız ister sabaha kadar bekletirsiniz, ister hiç çalıştırmazsınız. Ben bu işi kabul etmişsem iş bitmiştir. Özür dilemenize gerek yok.”Yeni jenerasyon bizimle çalışmıyorYeşilçam’ın kötü adamlarının sıcakkanlı insanlar olduklarını belirten Kökeş, “Erol Taş, Kazım Kartal gibi usta sanatçılar filmde göründükleri gibi değil, yardımsever iyi kalpli insanlardı. Karakterlerinin tezadı olarak kötü rollerde oynadılar. Rollerini de hakkıyla yaparlardı.” diyor. Dizi ve filmlerde rol almak istemesine rağmen kendisine iş verilmediğini söyleyen Kökeş, “Yeni jenerasyon bizimle çalışmıyor, yüzümüz eskimiş, filmlerimiz kanallarda çok oynuyormuş, yaşlandığımızı söylüyorlar. Sanki kendileri yaşlanmayacaklar. Dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar ekranlarda bizleri görmek istiyor. Bizi zorla emekli ettiler. Yine de işleri güçleri rast gitsin.” diye konuşuyor.

Uyuşturucuya karşı yürüdüler

Adana’da dün ‘Tel Sefer Ölüme Yeter’ sloganıyla uyuşturucuya karşı yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe katılan ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, gençlere seslenerek “Bir anne olarak hepinize sesleniyorum; uyuşturucudan uzak durun.” dedi. Fatih Terim ise “Gençlerimizi bu illetten kurtarmak için hepimiz var gücümüzle çalışmalıyız.” ifadelerini kullandı.Uyuşturucuyla mücadele için toplu bir seferberlik gerektiği söylenir. Farkındalık oluşturmak için oyunlar, paneller, konserler gibi birbirinden farklı etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklerden birine dün Adana ev sahipliği yaptı, sessiz yürüyüş düzenlendi. ‘Tek Sefer Ölüme Yeter’ sloganı ile düzenlenen yürüyüş ‘Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı’ çerçevesindeydi. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, oyuncu Hülya Koçyiğit ve Vatan Şaşmaz da anlamlı yürüyüşe katılanlar arasındaydı. Gençlere seslenen Koçyiğit, “Korkmayın, bağımlılık bir hastalıktır. Bunun bir hastalık olduğunun farkında olun ve önce ailenizden, sonra yetkililerden yardım isteyin.” dedi. Ekinliğe ev sahipliği yapan kurumlara teşekkür eden Koçyiğit, “Bir anne olarak hepinize sesleniyorum; gençler önce uyuşturucudan uzak durun. Eşiniz, dostunuz, kardeşiniz bu bağımlılığa kapılmışsa ona yardım eli uzatın. Ona yardım edecek nice müesseselerimiz var. O insanlara yardım etmek hepimizin görevi.” diye konuştu. Türkiye genelinde pilot olarak belirlenen 5 ilçe arasında yer alan Yüreğir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen organizasyon Sular mevkiinde, davul zurna eşliğinde çekilen halaylarla başladı. Ellerinde ‘Uyuşturucuya hayır; başlama, alışma, katilinle tanışma, içersen ölürsün; bağımlılık gençliğin katilidir; kanma, kandırma, sonunda ölüm var; susma haykır, bağımlılığa hayır’ dövizleri taşıyan grup Atatürk Parkı’na kadar yürüdü. Sunuculuğunu Vatan Şaşmaz’ın yaptığı programda konuşan Atasoy, “Türkiye için bu yürüyüş bir model olacak. Proje kapsamında 50 akil genç yetiştirilecek olan Yüreğir’de uyuşturucuyla mücadeleye gençler özellikle destek verecek. Bu model Türkiye’den dünyanın geneline yayılacak. Çünkü bütün tehdit gençlerimize karşı.” ifadelerini kullandı. Memleketi Adana’da yoğun ilgiyle karşılanan Fatih Terim, yürüyüşün başladığı Sular Kavşağı’ndan Atatürk Caddesi’ne ilerlerken çevredeki binalardaki hemşehrilerinden alkışlar aldı. Dershanelerdeki öğrenciler pencerelere çıkıp ‘İmparator’ diye bağırırken Terim de el sallayarak selamladı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, Adana Milletvekili Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri, öğrenciler ve mağdur yakınlarının katıldığı etkinlik, renkli görüntülere sahne oldu.

Serap değil, çöl ortasında vaha

Peru’nun Atacama Çölü’nde Huacachina adı verilen bir yerleşim yeri var. Başkent Lima’ya 300 km uzaklıkta bulunan bu yerde evler, ağaçlar ve göl bile mevcut. 96 sakini olan Huacachina, görenleri şaşırtıyor.Pek çok film ya da diziye konu olmuştur şimdiye kadar: Rüyasında çölün ortasına düşmüş bir kişi, koşa koşa ve bir damla su arar; fakat ne mümkün. Peki ya suyun bile bulunamadığı çöllerin birinde hayat emaresi olduğunu söylesek? Sözünü ettiğimiz yer; Peru’nun Atacama Çölü’nde bulunuyor. Huacachina adı verilen yerleşim yerinin 96 sakini var. Peru’nun başkenti Lima’ya 300 kilometre uzaklıkta bulunan Huacachina’da evler, ağaçlar ve göl bile var. Çölün ortasındaki gölün doğal olarak oluştuğu öne sürülüyor. Buradaki hayatın, etrafınızdaki yerleşim yerlerinden farkı yok. Onlar da herkes gibi bir yandan hayatlarını sürdürürken, bir yandan da geçim derdine düşüyor. Huacachina sakinlerinden çoğu turistlere yönelik işler yürütüyor. Kimi otel veya çeşitli dükkânlar işletirken, kimileri de rehberlik hizmeti veriyor. Bu küçük yerleşim yeri 1940’lı yıllarda oldukça meşhurmuş. Zira varlıklı Peru vatandaşlarının buraya gelip gölde banyo yaptığı belirtiliyor. Bunun iki sebebi var. İlki olarak göl suyunun şifalı olduğuna dair bir inanç var. İkinci olarak ise bu gölde zaman zaman önce İnka medeniyetine ait bir prensesin burada banyo yapmış olması gerekçe gösteriliyormuş. Peki Peru Ulusal Kültür Enstitüsü tarafından dünya mirası olarak görülen bu yerde turistler nasıl vakit geçiriyor? Etrafındaki çöl gezilebiliyor, kayıklarla rehber eşliğinde göl dolaşılabiliyor, gün ağardığında eşsiz bir manzara seyredilebiliyor. Arzu edenler, çölde kum kayağı yapabiliyor.

Çakma Recep İvedik’ler sinemayı kuşattı

Recep İvedik benzeri komedi filmlerinin ardı ardına gelmesini değerlendiren yönetmen-senarist Gökhan Yorgancıgil, yapımcıların seyircinin nabzını tutup kendilerince garanti yola başvurduklarını söylüyor. Sinema eleştirmeni Burçin Yalçın da, taklit filmlerin uzun ömürlü olmayacağına dikkat çekiyor.Soğuk bir şubat günüydü ilk Recep İvedik filmi hayatımıza girdiğinde. Şahan Gökbakar’ın “Dikkat Şahan Çıkabilir” adlı komedi programından uyarlanan film her ne kadar ağır eleştiriler alsa da hayatımızın bir parçası olmayı başardı. 2008 yılında vizyona giren film, hepimizin mahallesinde yer alması ihtimal dahilinde olan, dışı kaba ama iç dünyası -Recep İvedik tabiriyle- “kedi gibi” olan bir karakter komedisi. Aşırı hareketleri, enseye tokatları, insanlara yaklaşımı ile toplumun büyük kesimini güldürmeyi başarsa da özellikle sinema eleştirmenlerinin yerden yere vurduğu Recep İvedik serisi artık bir Türkiye gerçeği. Serinin son filmi ‘Recep İvedik 4’ün 7 milyon 369 bin seyirci ile Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen filmi olması serinin başarısını özetler nitelikte. İlk hafta sonu seyirci açılış rekorunu da elinde bulunduran filmin bu başarısı diğer komedyenlerimizin iştahını kabartmış olacak ki son zamanlarda Recep İvedik tiplemesine benzer filmleri sıkça görür olduk. ‘Sabit Kanca’, ‘Deliha’, ‘Mazlum Kuzey’ ve son olarak da geçtiğimiz günlerde vizyona giren ‘Ali Kundilli’ adlı karakter komedileri “Recep İvedik” akımına verilebilecek en güzel örnekler. Bu karakter komedileri, başrol oyuncusunun filme ismini vermesi, mahalleden çıkan aşırı bir tipleme üzerine kurulması, kaba hareketlerde bulunması, hatta film afişleriyle Recep İvedik’in taklitleri gibi.BU FİLMLER UZUN ÖMÜRLÜ OLMAZDurumu tipik bir Türkiye refleksi olarak değerlendiren sinema eleştirmeni Burçin Yalçın, bu filmlerin kestirmeden, daha önce uygulanmış birtakım formülleri kullanarak başarıya gitme çabaları sonucu ortaya çıktığını söylüyor. Bu filmlerin uzun ömürlü olamayacağını belirten Burçin Yalçın, “Taklitler asıllarını yüceltiyorlar diyemeyeceğim. Çünkü Recep İvedik’in de pek yüceltilecek bir tarafı yok işin doğrusu.” diyor. Yalçın şöyle devam ediyor: “Son dönemlerde komediler ilgi görüyor diye komediye bir abanma var ama orijinal fikirler üzerinden gitmektense daha önce uygulanmış bu formülleri yineleyerek başarı peşinde koşuyorlar. Bir tane Recep İvedik var, 5 tane Sabit Kanca ve benzeri örnek var. İnsanlarımız da bu filmleri seviyor, mesela Deliha hiç iyi bir film değildi ama gişesi fena olmadı. İnsanlarımızın demek ki biraz gevşemeye ihtiyaçları var, bu kötü filmlere bile sarılıyorlar.”Durumu arz-talep meselesi üzerinden değerlendirmek gerektiğini belirten başarılı yönetmen ve senarist Gökhan Yorgancıgil ise her dönemin film yapımcılarının seyircinin nabzını tutup kendilerince garanti olan yola başvurduklarını söylüyor. Bunun bir zamanlar Kartal Tibet’li Belgin Doruk’lu melodramlarla sağlandığını belirten Yorgancıgil, şimdilerde ise anti-kahraman demeye dilimizin varmadığı “anti” karakterler üzerinden yapıldığını dile getiriyor. Sinemanın eskiye nazaran artık herkese ulaştığını belirten Gökhan Yorgancıgil, “60’lı yıllarda sinemaya gitmek nispeten eğitimli kitlenin elit eylemlerinden sayılırdı. Şimdilerde kitle genele yayıldı, rakamlar büyüdü, seviye buna bağlı olarak düştü. Gayet doğal. Acı olan ise seviyenin bu kadar düşük oluşu. Bu; sinemanın değil de ülkenin genel durumu ile alakalı bir çerçeve çiziyor aslında. Televizyonların ya da sinema filmlerinin yapım toplantılarında seyircinin zeka düzeyi ile ilgili yapılan yorumlar, yapılacak işin karakterini belirliyor.” diyor.Ülkemizde sadece 3-5 milyon gişe hayali kuranlar ve “filmimi kimse izlemedi/izlemesin/anlamadılar zaten” diyenlerin film çektiğini ifade eden başarılı yönetmen, 300-500 kişilik gişe rakamlarına doğuştan razı filmler karşısında da Recep İvedik ve türevleri filmlerin olduğunu söylüyor. Yorgancıgil şöyle devam ediyor: “Skalanın iki ucu dolu ortada büyük bir alan boş. Sözgelimi 100-500 bin gişeyi yakalayabilecek film projelerinin yazar ve yönetmenlerine sektörümüzde hayat hakkı yok neredeyse. Öte yandan seyircimizin algısı ise bölümü 140 dakikalık dizilerle iğdiş edilmiş durumda. Seyirci neyin gerçek film olduğunu unuttu.”

Sanatçı Altan Karındaş yoğun bakımda

Sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı 87 yaşındaki Altan Karındaş, Marmaris’te mide kanaması geçirerek kaldırıldığı özel hastanede iki gündür yoğun bakım ünitesinde tedavi altında tutuluyor.Yaklaşık 3 yıldır Marmaris Belediyesi Dinlenme ve Huzurevi’nde kalan Altan Karındaş, geçen pazar günü mide ağrısı şikayetiyle Marmaris Özel Yücelen Hastanesi’ne gitti. Buradaki tahlil ve tetkiler sonucu Karındaş’a mide kanaması tehşisi konuldu. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Birol Esen, Karındaş’ın acilen yoğun bakım ünitesine alınmasını istedi. İki gündür yoğun bakımda olan Karındaş’ın, bilincinin açık olduğu durumunun iyiye gittiği ancak kontrol altında tutulması için yoğun bakım ünitesinde bir süre daha kalacağı bildirildi.1951- 1952 sezonunda Muhsin Ertuğrul yönetmenliğinde Küçük Sahne’de, İlk oyunu ‘Kanlı Düğün’ ile tiyatro hayatı profesyonel olarak başlayan Karındaş, daha sonra ‘Arpa Ambarı’, ‘Örümcek’, ‘Karakolda’, ‘Bu Akşam Semerkant’ta Sokakta’, ‘Figaronun Düğünü’, ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’, ‘Şurdan Şuraya Gitmem’ gibi 70′in üzerinde oyunda yer aldı.Şehir Tiyatroları, Ulvi Uraz Tiyatrosu, Saim Alpago Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu gibi topluluklarda çalışan Karındaş, gençliğinde şarkıcılık da yaptı. Çeşitli hayvan ve çocuk sesi taklitlerinde büyük başarı kazanan ve dublajda aranan sanatçı olan Karındaş, 90′lı yıllarda bir TV kanalında yaptığı ‘Çöpçatan’ adlı programla günümüzün evlilik programlarının öncüsü oldu.(DHA)

Usta oyuncu, son filminde Barış Manço’yu oynadı

Komedyen Atalay Demirci’nin ilk filmi için kamera karşısına geçen ünlü oyuncu Salih Kalyon, Barış Manço kostümleri ve aksesuarlarıyla sahneye çıktı. ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ şarkısını söyleyerek dans eden Kalyon’un makyaj ve hazırlık aşaması 2 saat sürdü.Usta oyuncunun bu hali, genç oyunculara da nostalji yaşattı. Filmin finalinde de Kalyon’un yanına gelen Japon turistlerle Barış Manço’ya bir nevi saygı duruşu yapıldı. Selami Genli ve Onur Koçal’ın yazıp yönettiği Güvercin Uçuverdi, pilot olmak için yanıp tutuşan Yüksel Güvercin’in aynı zamanda sevdiği kız Sema’ya ulaşmak için yaşadıklarını anlatıyor. 27 Mart tarihinde vizyona girecek filmde Yüksel Güvercin’in (Atalay Demirci) âşık olduğu Sema (Tuvana Türkay) karakterinin babası Sezai Taşkın’ı canlandıran Salih Kalyon, rol gereği sıkı bir Barış Manço hayranı olduğundan filmde sevdiği sanatçının kimliğine bürünüyor.

Bir albino çocuğun başarı hikâyesi

Uganda’da eğitim veren Türk okulu Turkish Light Academy, albino çocuk Darlington Kalulu’ya sahip çıktı. Bugüne kadar herkesin kendisine küçümseyerek baktığını söyleyen Kalulu, okula başladıktan sonra derslerinde büyük bir başarı elde ettiğini anlattı.Renk pigmentlerinin çalışmaması sonucunda ortaya çıkan ve vücudun beyazlaşmasına yol açan albinoluk, Uganda’da yaygın bir genetik hastalık. Daha çok siyahi insanların yaşadığı ülkede albinolar önemli bir nüfusa sahip olsalar da batıl inanış nedeniyle uğursuz kabul ediliyorlar. Bu yüzden çoğu zaman yakılarak ya da çeşitli uzuvları koparılarak işkenceye maruz bırakılıyorlar. Bu düşmanlık, albinolarda korku ve özgüven yoksunluğuna yol açtığı için albino çocukların büyük kısmı okulda başarısız oluyor ve eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Zeki bir öğrenci olan 12 yaşındaki Darlington Kalulu da albino çocuklardan biri. Aleyhinde oluşan algı nedeniyle okulunu bırakma seviyesine gelen Kalulu’ya bir yardım eli uzandı. Bu elin sahibi ise Uganda’nın Wakiso şehrinde kurulan Türk okulu Turkish Light Academy’ydi. Ülkenin ulusal kanalı NTV’nin Kalulu’nun hikâyesini gündeme taşıması üzerine hemen harekete geçen Türk okulu yetkilileri, Kalulu’ya burs imkânı sağlayarak yeniden eğitim kapısı açtı. Türk okulu, Kalulu’ya sahip çıkarak ülkedeki albino düşmanlığını yıkmış oldu. Bugüne kadar herkesin kendisine küçümseyerek baktığını söyleyen Kalulu, Türk okulunun kendisine sahip çıktıktan sonra özgüveninin yerine geldiğini anlattı. Anne Alda Sanyu ise Türk okulunun Kalulu’ya sağladığı imkânlara minnet duyduğunu ve çocuğunu bu okula gözü kapalı teslim ettiğini dile getirdi. Ülkenin önemli ulusal kanallarından olan NTV, Kalulu’ya Türk okulu tarafından sahip çıkılmasını “Albinonun başarı hikâyesi” olarak haberleştirdi.Türk okulunda okumanın kendisi için büyük bir imkân olduğunu dile getiren Darlington Kalulu, okula başladıktan sonra derslerinde büyük bir başarı elde ettiğini belirtti. Çocuğunun Türk okulunda okuma imkânı elde etmesinden ötürü büyük bir mutluluk yaşayan anne Alda Sanyu ise, “Türk okulu yetkilileri bana böyle bir yardım teklifi ile geldiklerinde hiç düşünmeden tamam dedim.” diyerek minnettarlığını dile getirdi. Okulun müdürü Ahmet Ömeroğlu, Kalulu’dan haberdar olduktan sonra hemen harekete geçtiklerini ve burs imkânı sağladıklarını söyledi. Ülkedeki Albinoları Koruma Derneği Başkanı Peter Ogik, bu meselenin önemine vurgu yaparak Kalulu’nun hikâyesinin ülkenin diğer albinolarına umut ışığı olacağının altını çizdi. Türk okulunun kendisine sahip çıkmasıyla özgüveni yükselen Kalulu, okulda elde ettiği başarılarla albinolar üzerinde oluşan kötü algıyı kırdı.

Ünlüler engelliler için şarkı söyledi, hikâye seslendirdi

Geliri engellilere bağışlanacak ‘Büyük Resim’ albümünde hikaye seslendiren sanatçı Murat Boz, güzel bir işe imza attıklarını söyledi. Sanatçı Feridun Düzağaç ise, “Bizim de bu güzellik ve iyilik hikâyesinde küçük bir rolümüz var. Hikâyeyi okuyunca gönlümden geldiğince seslendirmeye çalıştım.” ifadelerini kullandı.Murat Boz, Murat Dalkılıç, Fettah Can, Emre Altuğ, Nev, Suzan Kardeş, Işın Karaca, Ferhat Göçer, Levent Yüksel, Feridun Düzağaç ve Volkan Konak’ın da aralarında bulunduğu 38 ünlü isim engelliler için şarkı söyledi, öyküler okudu. ‘Büyük Resim’ adı verilen albümün geliri engelliler için kullanılacak. Albümdeki ‘Büyük Resim’ adlı parçayı ünlüler söyledi. Murat Boz’un abisi Ali Boz’un hazırladığı on dört hikâyenin okumasını da yine ünlü isimler yaptı. Öykülerden birini ise Murat Boz abisi ve annesi Nedret Boz ile birlikte seslendirdi. Ali Boz, “Kardeşime nasıl bir hediye verebilirim sonuçta pop star böyle bir hediye düşündüm.” ifadeleriyle seslendirme sürecini anlattı. Daha proje şekillenmeye başladığında heyecanlandığını söyleyen Murat Boz da, “Çok güzel bir işe imza attıklarını gördüm.” dedi. Albümde çok güçlü bir ekip ve güzel yazılmış hikâyeler olduğuna dikkati çeken sanatçı Feridun Düzağaç da, “Denizde damla daha kıymetlidir. İyi insanların birbirine ihtiyacı var. Çünkü sayıları az. Bizim de bu güzellik ve iyilik hikâyesinde küçük bir rolümüz var. Hikâyeyi okuyunca gönlümden geldiğince seslendirmeye çalıştım.” ifadelerini kullandı.‘Büyük Resim’, Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı’nın (TESYEV), 15’inci yılına özel hazırlandı. Yapımcı Bülent Cenkçi’nin öykülerini çok sevdiğini ve kendisine bu albüm teklifinde bulunduğunu belirten Ali Boz, sonrasında TESYEV ile bağlantı kurarak projeyi hayata geçirmişler. Sanatçılar ise albümde gönüllü olarak yer almışlar. Bu isimlerden biri olan Murat Boz, önemli bir amaç uğruna iyi bir işin ortaya çıkmış olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. Sanatçı dostları ile zor bir araya gelebildiklerine değinen Boz, “Bu kadar insanın bir araya gelmesi bu proje için büyük resmi oluşturması gerçekten çok özel. Ama bu tarz durumlarda millet olarak birliğimiz beraberliğimizi her defasında gösterebiliyoruz. Bu ‘Büyük Resim’ projesi de öyle bir proje.” diye konuştu. Albümde seslendirme yapmanın sadece çorbada tuz olduğu benzetmesi yapan Boz, “TESYEV’in yaptığı çok kutsal, hepsi cennetlik insanlar ben her birine teker teker burada huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı. “Her albüm bir hayata bir engelli kardeşimizin hayatına hayat katacak.” diyen Boz, albümün alınmasını istedi. İki oğlumla da gurur duydumAlbümün Boz ailesi için bir başka önemi daha var. Anne Nedret Boz, oğulları ile öykü seslendirerek geleceğe bir anı da bırakmış oldu. “Kara Doktor” öyküsünde annesinin sesine yer vermek istediğini anlatan Ali Boz, “Bir gün bana biri ‘Çok şanslısın ben annemi kaybettim ve sesini bile hatırlamıyorum.’ dedi. Bu beni çok etkiledi.” şeklinde konuştu. Bu yüzden kardeşine ve kendisine böyle bir anı bırakmak istediğini dile getirdi. Ali Boz, öyküyü, annesinin doktor olan dedesinin 1. Dünya Savaşı kıtlık döneminde Safranbolu’da yaşadığı çeşitli zorluklardan yola çıkarak yazmış ve aklına kardeşine de annesi ile birlikte okutmak gelmiş. İki oğlu ile de gurur duyduğunu anlatan Nedret Boz, “TESYEV gibi bir vakfın da engelli kardeşlerimiz için böyle güzel projeyi kabul edip yapmış olması son derece anlamlı. Böyle bir projede olmaktan dolayı oldukça mutluyum. Anı olması adına hoşuma da gitti.” dedi. Hazırlanması yaklaşık bir yıl süren ve bu hafta sonu piyasaya çıkacak albümün geliri, TESYEV’e bağışlanacak.

Film üzerimde travmatik etki yaptı

1950’li yıllarda iri gözlü çocuk tablolarıyla tanınan Amerikalı ressam Margaret Keane’in hayatı film oldu. 87 yaşındaki Keane, Big Eyes/İri Gözler isimli filmin tüm detaylarıyla kendi geçmişini anlatmadığını söylüyor. Keane, filmde kendisini oynayan Amy Adams ile beraber çok vakit geçirdiğini belirtiyor.Kendine has tarzıyla adından çokça söz ettiren usta yönetmen Tim Burton, son filmi Big Eyes/İri Gözler ile sinemaseverler ile buluştu. Filmin başrollerini Amy Adams ve Christoph Waltz paylaşıyor. Burton, bu kez sıra dışı, gerçek bir hayat hikayesini beyazperdeye taşıdı. Karısının özel yeteneğini ve portrelerinde kullandığı tuhaf iri gözleri sahiplenen ressam Walter Keane, para ve şöhreti yakaladıktan sonra eşi Margaret’ı gölgede bırakır. Yaptığı tabloların bir tanesi için bile “Benim tablom!” diyemeyen Margaret Keane, kocasının baskısına karşı zorlu bir savaş verecektir. Filmdeki performansıyla Altın Küre’de komedi ve müzikal dalında en iyi kadın oyuncu ödülüne uzanan Amy Adams, Margaret Keane’i oynuyor. Filmin hikayesinin kahramanı Margaret Keane şimdi 87 yaşında. Walter Keane ise 2000’de 85 yaşındayken hayatını kaybetmiş. Biz de Türkiye’de bu hafta vizyona girecek film öncesi filme ilham olan ünlü ressam ile filmi ve resim kariyerini konuştuk. Film sebebiyle tüm dünyanın kim olduğunu merak ettiği Margaret Keane hâlâ iri gözler çiziyor ve ömrü yettiğince buna devam edeceğini söylüyor.Filme adını veren iri gözler ressamın sanat anlayışının öne çıkan en önemli noktası. Yaptığı bütün portrelerde büyük gözler çizen Keane, henüz çocukken yaptığı ilk önemli resminde bile bu imgeye yer vermiş. O resmi hâlâ sakladığını söyleyen Keane, iri gözlerine ilham kaynağı olan varlıkları ise şu şekilde anlatıyor: “Çocuklardan, kızlardan, hayvanlardan, bahçemdeki çiçeklerden, fotoğraflardan, diğer sanatçılardan sürekli besleniyorum. Hayata ve olaylara bakış açım eski ve yeni ahitte cevap bulduğumdan beri değişti, buradaki vaatler ve inanç hayatımı ve sanatımı etkiliyor. Oradaki ümit ve başka bir alemde vadeliden sonsuz yaşam benim için önemli.” Başarılı ressam beğendiği ve etkilendiği sanatçıları ise James Turrel, Yoshimoto Nara, Alice Neel ve Charles White şeklinde sıralıyor. Filmin kendisi üzerindeki etkisine de değinen Margaret, ilk izlediğinde oldukça duygulandığını belirtiyor. Margaret, “Filmi ilk gördüğümde çok şiddetli duygular yaşadım. Yaklaşık iki gün boyunca filmin şokunu üstümden atamadım. Filmin ben ve kızımın üzerinde büyük etkileri olduğunu fark ettim. Duygusal olarak travmatik bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.” ifadelerini kullanıyor. Film, tüm detaylarıyla benim yaşamımı yansıtmıyorFilmde kendisini oynayan Amy Adams ile beraber çok vakit geçirdiğini belirten Margaret Keane, Adams’ın performansını da beğenmiş. Filmde bazı eklemelerin de olduğunu ifade eden Margaret, Adams’ın tıpkı kendisinin hissettiği gibi resim yaptığını söylüyor. Filmdeki bazı sahnelerin daha dramatik hale getirildiğini söyleyen Margaret, “Mahkemedeki yargılanma sahneleri biraz yumuşatılmış, çünkü senaryoyu yazanlar bütün mahkeme kayıtlarını inceledi ve insanların Walter Keane’in mahkemedeki davranışlarına inanmadığını belirledi. Kilisedeki sahne gerçekte yaşanmış bir şey değildi. Oradaki tasvirler kadınların nasıl egemenlik altına alındığı ve kadınların eşleri yanlış bir şeyler yaptıklarında bile onları desteklemesi gerektiği ile ilgiliydi. Galeri sahibi de kurmacaydı fakat onun filmdeki varlığı galeri sahiplerinin tipik davranışlarını göstermek ve soyut olmayan sanata karşı tavırlarını göstermek içindi.” diye konuşuyor. Filmin tüm detaylarıyla kendi geçmişini anlatmadığını belirten Margaret, “Fakat temel olarak benim hayat hikayeme yakın olduğunu söyleyebilirim.” ifadelerini kullanıyor. Filmde kesmemelerini umduğum bazı ayrıntıları kesmişler. Yehova’nın Şahitleri üzerine çalıştığım zaman bir paket sigarayı çöp kutusuna fırlattığım bir sahne vardı, orada sigarayı bırakmıştım. Bu sahnenin kalması güzel olurdu.” diyor.Filmle kadın sanatçılar daha görünür olduFilmde 60’lı yıllarda kadın sanatçıların eserlerine erkeklere oranla daha az ilgi gösterildiği detayına da değinen Margaret Keane, kadınların sanata dahil olması ile ilgili yaşanan gelişmelerden memnun olduğunu söylüyor. Margaret, “Artık kadınlar da sanatta başarılı olmak için erkeklerle aynı fırsatlara sahipler. Bilim, iş ve diğer alanlarda erkeklerle aynı kazancı elde ediyorlar. Bana göre bazı alanlarda ise çok fazla ilerdeler. Erkekler daha çok aile planlamasında temel sorumluluğu almalı, ailede iki yönetici olamaz. Farklı cinsiyetler birbirlerini tamamlamak için vardır. Bu birbirine yardım etme anlamı taşıyor, yarış değil.” yorumunu yapıyor. Ünlü ressam eski kocası Walter Keane ile yaşadığı sanat skandalı sürecinin zor olduğunu belirtse de hâlâ hayat ve sanattan zevk aldığını anlatıyor. Dan McGuire vefat edene kadar onunla evli kaldığını ve evliliklerinin 19 yıl sürdüğünü belirten Keane, kendisi ve film sayesinde kadın sanatçıların daha görünür hale geldiğini belirtiyor.