Van Gogh’un tablosu, bisiklet yoluna ilham olursa…

Hollandalı ressam Vincent van Gogh’un ünlü bir sözü vardır: “Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem.Ama insanlar zamanla resimlerin, üzerinde kullanılan boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.” Gogh, resimlerinin etkilerinin gerçek hayatta yer bulacağını tahmin etmiş olsa gerek. Zira onun en ünlü tablolarından ‘Yıldızlı Gece’, bisiklet yoluna ilham verdi. Bir kilometre uzunluğundaki bisiklet yolu, ülkenin güneyindeki Braband bölgesinde bulunuyor. Burası, Gogh’un doğduğu ve büyüdüğü yer olarak biliniyor. Stüdyo Roosegaarde tarafından hazırlanan bisiklet yolunun içine LED ışıkları yerleştirilmiş. Hem masalsı bir konsept oluşturulurken hem de güvenli ve çevre dostu bir proje olması amaçlanmış.

Oktay Usta 20 yıl yaşlandı!

Ekranların sevilen aşçısı Oktay Usta, kendi programı Yeşil Elma’da 20 yıl yaşlandı ve izleyicilerin karşısına bastonla çıktı.Samanyolu TV’nin beğeniyle izlenen yemek eğlence programı Yeşil Elma’ya makyaj sanatçısı Arzu Yurter’in Oktay Usta üzerinde yaptığı makyaj tekniği damgasını vurdu. Daha önce Saba Tümer ve Alişan gibi pek çok ünlü ismi kendi makyaj tekniği ile yaşlandıran Yurter, 47 yaşındaki Oktay Usta’yı bir saatlik makyaj çalışmasıyla 67 yaşında yaptı.Aynada kendini gören Oktay Usta ise şaşkınlığını gizleyemedi. Yayın başladığında izleyicilerin karşısına 20 yaş yaşlanmış çıkan Oktay Aymelek’i görenler hayrete düştü.Elinde bastonuyla tezgah başına geçmeye çalışan Oktay Usta’ya ünlü oyuncu Selahattin Taşdöğen kolundan tutarak yardım etti.Programı 67 yaşındaki haliyle sunan Oktay Usta, gençlere mesajlar vermeyi de unutmadı.İşte 20 yıl yaşlanan Oktay Usta’nın gençlere mesajı:

Yüzüklerin Hanımefendisi!

8 çocuk annesi Büşra Şentürk, internetten satış yaparak başlamış mücevher işine. 7 yılda işini büyüten Şentürk, sektörde firma sahibi kadın olmamasına şaşırıyor. Şentürk, “Çok lüks bir iş ama ben hedefleyerek yapmadım. Şakayla karışık başladım ve bu günlere geldim. Şu anda 4 mağaza ve 1 tane de üretim atölyesi açtık.” diyor.Ev hanımı Büşra Şentürk, 7 yıl önce bir şakayla başlamış iş hayatına. Gösterdiği gayret kısa sürede meyvelerini vermiş. 49 yaşındaki Şentürk, şimdilerde 4 mağazanın sahibi. 8 çocuk annesi Şentürk, pırlanta sektöründe tek kadın girişimci özelliğini taşıyor. Sektörde firma sahibi kadın olmamasına şaşıran Şentürk, “Yüzde 90’ı kadınlara yönelik olan pırlanta üretim sektöründe firma sahibi olarak bildiğim kadarıyla benden başka kadın yok.” diyor.Kuyumcukent’te 2008 yılında açtığı bir mağaza ve kendi adını taşıyan markasıyla pırlanta sektörüne girmiş. Daha önce iş kadını olacağını hayal bile etmediğini belirtiyor. Onu bu işe yönlendiren ise Almanya’da pırlanta ve mücevher ihracatı yapan eniştesi olmuş. Şentürk, “Pırlanta ve mücevher ihracatı yapan eniştem, dünyanın 63 ülkesine satış yapıyordu. Ancak gümrük problemleri olduğu için Türkiye’ye satışı yoktu. Şakayla bana ‘Bu işi Türkiye’de yapacak olursam sadece seninle çalışırım.’ dedi. Eniştemin bunu söylemesi üzerine ben de güldüm geçtim, umursamadım. Almanya’ya gittiğimde orada bu işin nasıl yapıldığını görünce ‘Bu yapacağım tek iş olabilir’ diye düşünmüştüm.” cümleleriyle hikâyesini anlatıyor.Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra konuyu yakınlarıyla paylaşmış. Ancak kimse önemsememiş. Bunun üzerine internet üzerinden satış yapmaya başladığını belirten Şentürk, “Benim internetten satış yaptığım dönemde eniştem gelecekti Türkiye’ye. Ben de ona, ‘Gelirken üç beş parça hediyelik mücevher getirir misin?’ diye sordum. O sırada da çevremizde çok düğün oluyordu. Eniştem bir torba dolusu yüzük ve pırlanta getirdi gelirken. Fiyatları da çok ucuzdu. 1 yıl internetten satış yaptıktan sonra uzmanlaşmak için bu konuda eğitim aldım.” ifadelerini kullanıyor. 2009’da eşinden kalan boş mağazayı açmış. Bu onun iş hayatının resmi başlangıcı. Bir ay boyunca tek bir satış yapamayan Şentürk, moralinin çok bozulduğu zamanlar olduğunu ancak buna rağmen pes etmediğini vurguluyor. Sıfır sermayeyle dükkânı açtığını söyleyen Şentürk, Kapalıçarşı’da bir tanıdığının mücevher dükkânında bir ay çalışmış. Orada tanıştığı mücevher üreticilerinden ürün alarak işlerini geliştiren Şentürk, “Çok lüks bir iş yapıyorum ama ben hedefleyerek, isteyerek yapmadım. Şakayla karışık başladım ve bu günlere geldim. Şu anda 4 mağaza ve 1 tane de üretim atölyesi açtık.” diye konuşuyor.

Osmanlı padişahları ayak bassın diye yapıldılar, şimdi sergideler

İşadamı Lucien Arkas, 22 yıl boyunca biriktirdiği tarihî halıları, sergiyle meraklılarının ilgisine sunuyor. Osmanlı döneminde halının önemli olduğunu; ancak günümüzde değer kaybettiğini söyleyen Arkas, “Belki bu sergiyle insanlar merak eder ve gelip görür.” diyor.Her insanın bir merakı vardır. Eğer elde imkân varsa, bu merak günden güne bir koleksiyona dönüşebilir. Kimileri bu koleksiyonerliğini sadece kendisine ve yakınlarına saklarken, kimileri de sergiyle meraklılarına sunar. Tıpkı Lucien Arkas gibi… Arkas Holding Yönetim Kurulu başkanı olan Arkas, Osmanlı döneminin 19. yüzyılına ait halılarını büyük bir merakla toplamaya başlamış. 22 yıl süren bu çalışma sonucu 300’ü aşkın tarihî halıya sahip olmuş. Geçtiğimiz günlerde açılan “Arkas Koleksiyonu’nda Osmanlı Halı Sanatı” isimli sergi, müze koleksiyonları dışında dünyada çok az örneği bulunan Feshane, Emperyal Hereke, Sivas ve Kumkapı halılarını ilk kez bu kadar kapsamlı olarak meraklılarına sunuyor. Sergide 19’uncu yüzyıla ait 56 halı var. Sultan II. Abdülhamid’e ait 2 ipek seccade, bir benzeri Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan ipek Kumkapı ve ipek Feshane halıları, Sultan II. Abdülhamid’in dostu ve müttefiki Alman Kralı II. Wilhelm’e hediye edilen Hereke halının eşi, koleksiyon içinde dikkat çekenlerden.Osmanlı döneminde özellikle 1850 yılı itibarıyla Dolmabahçe ve diğer saraylar için halıya ihtiyaç duyulur. Daha sonra o günlerde fes ve yünlü kumaşların dokunduğu Feshane Fabrika-i Hümayun’u, ihtiyacı karşılamak için halı üretimine başlar. Ardından Hereke, Kumkapı ve Sivas gibi yerlerde de özel halı dokuması yapılır. Zamanla Feshane kapanır, Kumkapı’daki son halı atölyesi üretimini durdurur. O günlerde üretilen halıların çok azı günümüze ulaşabilmiş durumda. Kumkapı halılarından yaklaşık 200 civarı, günümüzde olduğu bilinse de bunların 17 tanesi Arkas’ın koleksiyonunda bulunuyor. Arkas’ın koleksiyonundaki diğer halılar Hereke, Feshane ve Sivas’ta üretilen dokumalar. Bazılarının Hereke halısı mı Feshane halısı mı olduğu anlaşılamıyor. Bunun sebebi ise Feshane ustalarının zamanla Hereke’de dokuma yapmış olmaları gösteriliyor.Lucien Arkas, bir gün bir halıcı ahbabına “Bana eski halılar bulamaz mısın?” diyerek halı merakının başladığını anlatıyor. Böylelikle koleksiyonunu oluşturmaya başlayan Arkas, yirmi iki yılda 300’den fazla tarihî halı sahibi olur. 1830’lardan Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar olan sürede, Osmanlı sarayı çevresi için üretilmiş ve sonrasında saray geleneğini devam ettiren halıları ele alan bu serginin amacını Arkas şu sözleri ile anlatıyor: “Bu bizim kendi sanatımız. İnsanlar, eskiden neler yapılmış, gelip görsünler istiyorum. Dahası buraya birçok turist de geliyor. Türkiye’nin pozitif yanını görüyor. Ülkesine döndüğünde böyle hatırlayacak. Vatanseverlik sadece savaşta değil, ülkeye bir faydan olacaksa böyle de olabiliyor.”Osmanlı’da modernleşmenin 2’nci Mahmud ve Abdülmecit ile başladığını anlatan Arkas, “O dönemlerde resmin yanında halı da önemli bir alandı.” diyor. İzmir’de eski ve büyük bir evde büyüdüğünü belirten Lucien Arkas, “Eskiden koca evlerde her yer halılarla döşeli olurdu. Bizler de hep halılar üzerinde büyüdük.” diye konuşuyor. Arkas, zamanla zevklerin değiştiğini ve halıların hakkının günümüzde verilmediğini düşünüyor. Arkas, “Belki bu sergiyle insanlar merak eder, değerini bilmeliyiz, yok oluyor bitiyor, ben hatırlatayım dedim.” diyor. Türkiye’de ve dünyada sayılı koleksiyonlardan birine sahip olan Arkas, koleksiyonunu saklayabilmek için ısı ve nem ayarı olan bir deposu var. Ücretsiz olan sergi, 14 Haziran’a kadar İzmir Alsancak’ta Arkas Sanat Merkezi’nde görülebilir.

Babam öldükten sonra pek çok taklidi çıktı, hepsine dava açtım

Türk halk müziği sanatçısı Kıvırcık Ali’nin oğlu Eren Özütemiz, babasının taklitleriyle mücadele ediyor. Yurtdışında bile Kıvırcık Ali’nin adının kullanıldığını belirten Özütemiz, “Bu insanlar 365 gün babamın adını kullanarak ekmek yiyor ama bir tanesi mezarını ziyaret etmemiştir. Bu da benim zoruma gidiyor.” diyor.Türk halk müziğinin yanık sesli sanatçısı Kıvırcık Ali’nin trafik kazası sonucu ölümünün üzerinden tam 4 yıl geçti. Ailesi, sevenleri, hayranları onun yokluğuna hâlâ alışamadı. Bu yıl Bakırköy Belediyesi’nin organize ettiği anma etkinliğine katılımın yoğun olması bunun bir ispatıydı. Öyle ki yüzlerce kişi dışarıda kalma pahasına salona akın etti. Sanat dünyasında görmeye alışık olduğumuz vefasızlıkların aksine bu sevginin nedeni kuşkusuz Kıvırcık Ali’nin sevenleriyle kurduğu samimiyetti. 42 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı insanların sevgisi bir tarafa, bir de onu hiçbir zaman unutmayacak iki yürek bıraktı Kıvırcık Ali arkasında; oğlu Eren ve kızı Ecemgül. Babasının kaza yaptığı arabasından sağlam çıkan bağlamayı o gün bugündür elinden düşürmeyen 25 yaşındaki Eren Özütemiz, Türkiye’yi ve dünyayı dolaşıp Kıvırcık Ali sevgisini yaşatmaya çalışıyor. Genç yaşına rağmen babasının öldüğü kazayla ilgili açılan onlarca davayı takip eden Özütemiz, bir de Kıvırcık Ali’nin taklitleriyle savaşıyor. Sesi ve duruşuyla babasının kopyası olan Eren Özütemiz, “Babamdan aldığım bayrağın hakkını verebilmek en büyük dileğim.” diyor. Eren Özütemiz’le buluşup babasız geçen 4 yılı ve Kıvırcık Ali’yi konuştuk.Gölgemi, arkamdaki dağı, hayranı olduğum sanatçıyı kaybettimBabasının ölüm haberini Ankara’da askerlik vazifesini yaptığı sırada almıştı Eren Özütemiz. “O an herkesin ölümü aklıma geldi ama babama ölümü yakıştıramadım.” diyen Özütemiz, babasızlığın ne demek olduğunu “Gölgemi, arkamdaki dağımı, hayran olduğum sanatçıyı kaybettim. Bu boşluğun tarifi yok.” sözleriyle açıklıyor. Ailede en büyük acıyı kendisinin yaşadığını söyleyen Kıvırcık Ali’nin oğlu, “Diğerleri istemediğinde radyoyu kapatabilir, resimlere bakmaz. Benim öyle bir şansım yok. Her anım onu anmakla geçiyor. Çünkü her gün ondan emanet kalan sazını çalıyorum, türkülerini okuyorum. 4 yıl boyunca her gün ağladım. Göz pınarlarımı kurutmayı başardım. Şimdi sabretmeyi öğrendim, gözyaşlarımı içime akıtıyorum. Rabb’im kimseye çekemeyeceği dert vermezmiş. Bana baba acısı yaşattı, evlat sevgisiyle yaralarımı sardı. Bir de kendimi ‘Babam hiç yaşlanmayacak, hep o resimlerindeki gülen yüzüyle hatırlanacak’ diye teselli ediyorum.” diye konuşuyor.Kazayla ilgili davaları AİHM’ye taşıdımBabasının öldüğü kazayla ilgili Ulaştırma Bakanlığı’na, Karayolları Genel Müdürlüğü’ne İSKİ’ye ve belediyeye dava açtığını hatırlatan Eren Özütemiz, pek çok engelle karşılaşmış. Valiliğin soruşturmalara izin vermediğini anlatan Özütemiz, geçtiğimiz günlerde Karayolları’na açtığı davanın sonuçlandığını ve mahkemenin 294 bin lira tazminata mahkum ettiğini dile getiriyor. Bunun emsal karar teşkil edeceğinin altını çizen Özütemiz, haklarını AİHM’de aramaya devam ediyor. Kazayla ilgili davaların yanı sıra Özütemiz babasının taklitleriyle de mücadele ediyor. Almanya’da Hüseyin isimli bir kişinin Özütemiz soyadını kullanarak sahnelere çıktığını, afişler bastırdığını söyleyen Kıvırcık Ali’nin oğlu, hemen şikayette bulunmuş. Babasının adını kullanarak dolandırıcılık yapan bu kişi şu anda hapiste. Türkiye’de ise Kıvırcık Ali’yi kolyesinden ceketine, sazının renginden sesine kadar taklit eden 4-5 kişi var. Bunlarla ilgili de yasal süreç devam ediyor ama Özütemiz, bu taklitçiliğin kendisini çok üzdüğünü dile getiriyor. “Bu insanlar 365 gün babamın adını kullanarak ekmek yiyor ama bir tanesi mezarını ziyaret etmemiştir. Bu da benim zoruma gidiyor.” diyor.Cebimize hâlâ babam harçlık koyuyorKıvırcık Ali’nin bulunduğu noktaya tırnaklarıyla geldiğini anlatan oğlu Eren, “Babam sabah 6’da kalkar öğlene kadar konfeksiyonda, öğlenden akşama kadar müzik atölyesinde çalışır, gece de sahneye çıkardı. Kahtalı Mıçı’dan Ceylan’a pek çok sanatçıya sazıyla eşlik ediyordu. 11 ay sahnedeydi. Ramazan’da sahne olmadığından bir ay boyunca sırtında kömür taşıyordu. Eve simsiyah geldiği günleri unutamam.” diyor. Babasının albümlerinden telif ücretleri aldıklarını hatırlatan Özütemiz, “Babam öleli 4 yıl oldu, hâlâ cebimize, yuvamıza para koyuyor. Kızına harçlık, torununa süt ve bez parası veriyor.” yorumunu yapıyor. Kıvırcık Ali’nin adı Ali olan babası da tıpkı kendisi gibi 42 yaşında trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Özütemiz, eğer bir gün erkek evladı olursa ailede kimsenin ona Ali ismini vermesini istemediğini anlatıyor. “Ali’lerden çok bağrımız yandı.” diyen Eren Özütemiz, “Ben Ali Duran koyarak ironi yapacağım.” ifadelerini kullanıyor.Hayalim, Kıvırcık Ali adına müze kurmak“Babam hayatta olsaydı yaşayan son ozan olurdu.” diyen Eren Özütemiz, bu geleneği ileri taşımayı kendine vazife biliyor. Kıvırcık Ali’nin hayattayken ‘Tokat türküleri’, ‘Ali Kızıltuğ’ ve ‘Abdullah Papur’ türkülerini derlemek istediğini anlatan Özütemiz, bu projeleri devam ettirecek bunlara bir de Kıvırcık Ali türkülerini ekleyecek. Babasının hazırlanmış 50’ye yakın eseri olduğunu söyleyen Eren Özütemiz bunlardan albüm çıkaracak. Kıvırcık Ali’nin hayattayken kanser hastaları ve engelliler derneklerinin konserlerine destek verdiğini anlatan Özütemiz, babasının izinden gitmeye devam edecek. Ölüm yılında yapılan anma etkinliklerinden kendisi dahil kimsenin gelir elde edemeyeceğini söyleyen Özütemiz, “Anma etkinliklerinde ücretsiz halk konserlerimiz olacak. Onun dışında ben maddi olamasam da sazımla, sözümle herkese yardım etmeye çalışacağım.” diye konuşuyor. Babasının antikalara çok meraklı olduğunu dile getiren Özütemiz’in hayali ise onun adını yaşatmak için bir müze kurmak ve birkaç ile de kültür merkezi yapmak.

Devlet Tiyatroları’nda ilk kez bir engelli başrolde

Engelli olduğu için konservatuvara alınmayan Göktuğ Tolga Demiralp, içindeki tiyatro aşkıyla, ünlü sanatçılardan özel ders aldı. 33 yaşındaki Demiralp, Ankara Devlet Tiyatroları’nda dışarıdan başrol oynayan ilk kişi oldu. Ailesinin kendisini yalnız bırakmadığını söyleyen Demiralp, “Annem her oyunumda ağlıyor.” diyor.Tiyatroya ilk defa 14 yaşındayken giden Göktuğ Tolga Demiralp, izlediği ilk oyunun ardından ‘ben de tiyatro yapmak istiyorum’ der 17 yaşına geldiğinde geçirdiği trafik kazası hayallerini ertelemesine neden olur. 3 ay yoğun tedavi gören Demiralp, 4 yıl hem sosyal hayattan, hem tiyatrodan kopar. 16 yıldır omurilik felçli olarak hayatını sürdüren Demiralp’i Türkiye’de engellilerin konservatuvara kabul edilmemesi de yıldırmaz. Hayal kırıklığına uğratsa da içindeki tiyatro sevgisi hiç sönmez. Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 2003 yılında mezun olup çalışmaya başlar. Bu arada Ahmet Mümtaz Taylan, Meltem Cumbul gibi ünlü sanatçıların yanı sıra birçok DT sanatçısından özel dersler alır. Tiyatro oynayacağını söylediğinde çevresindeki kimse inanmaz. “Ne yapabilir ki; belki olduğu yerde oturup şiir okuyacak.” diyenler olur. Ama ilk oyundan sonra birçok kişinin fikirleri değişmeye başlar. İkinci oyunla birlikte önyargıları yıkar ve eskiden ‘acaba’ diyenler bile ona destek olur. Kendi çabaları, ailesi ve tiyatro sanatçılarının desteğiyle oyunculukta önemli mesafe kat eden Demiralp, Ankara Devlet Tiyatroları’nda (DT) dışarıdan başrol oynayan ilk kişi oldu. Oyunu izleyen annesinin her seferinde ağladığını belirten Demiralp, “Oyunda annemi inandırabiliyorsam, demek ki işimi doğru yapıyorum.” diyor.Bir bilgisayar firmasında satış danışması olarak çalışan Gökalp, ilk defa Devlet Tiyatroları’nda 2008-2009 sezonunda ‘Gitar’ adlı oyunda başrol oynamış. Geçen aralık ayında prömiyeri yapılan ‘Nihayet Bitti’ isimli oyunda ikinci başrolüyle seyirci karşısına çıktı. Demiralp, sahneye hafta sonları çıkıyor. Kaza yapınca birtakım şeyleri boş vermeyi tiyatroya sarılarak öğrendiğini ifade eden Demiralp, ailesi ve arkadaşlarının desteğiyle bu süreci göğüsleyebildiğini anlatıyor. Sahnede başarılı olabilmek için bol bol tiyatro eserleri okuduğunu ve çok çabaladığını vurgulayan Demiralp, amacını şöyle özetliyor: “Çocukluğumda oyunlarını izlediğim tiyatro sanatçıları destek oldular, yol gösterdiler. Bir engellinin dışarıdan gelip, DT’de başrolü bırakın herhangi bir rolde oynamışlığı yok. Profesyonel değilim ama bu işi bir engellinin de profesyonelce yapılabileceğini göstermeye çabalıyorum. Sağ olsun DT’dekiler güvendikleri için destek oluyor. Onların yüzlerini kara çıkarmamaya gayret ediyorum. Elimden geldiğince özverili çalışıyorum.”Murat Çidamlı’nın yönetmenliğini yaptığı ‘Nihayet Bitti’ isimli oyuna hazırlanmak için iki ay boyunca gecelere kadar provalar yaptıklarını dile getiren Demiralp, “Oyunu kendim buldum ve proje olarak sundum. Çok özverili bir yönetmen olan Murat Çidamlı, ekip olarak çalışmayı kabul etti. Seyirciler çok beğendi. Salon hep dolu oluyor. Önümüzdeki aylarda hafta içine de almayı planlıyorlar.” cümleleriyle mutluluğunu dile getiriyor. Göktuğ Tolga sahnedeyken anne ve babası onu salonda yalnız bırakmıyor. Annesinin her oyunda ağladığını ifade eden Demiralp, “Demek ki onu inandırabiliyorsam işimi doğru yapıyorum. Çünkü; her oyunda ağlamak mümkün değil.” diyor. Engellilerin sosyal hayata ve sanata yeterince katılamadığını da vurgulayan Demiralp, “Sanat yapmayı bırakın evinden dışarı çıkamayan yüzbinlerce engelli var. Okulu kazandığı halde merdivenli olduğu için gidemeyen engelliler var. Dışarı çıkabilen engelliler de AVM’ler düzayak olduğu için vakitlerini buralarda geçiriyorlar.” diye konuşuyor.Kendini, kendi yalanlarında kaybedenlerin hikâyesi‘Nihayet Bitti’, Avusturyalı yazar Peter Turrini’nin tek kişilik oyunu. Başarılı bir gazeteci, aldatan bir koca, kendini kendi yalanlarında kaybetmiş modern hayatın bir kurbanının hikâyesini anlatıyor. Hayatta her şeyi yaşamış, görmüş ve her türlü maddî zevki tatmış bir insanın bıkkınlığını gözler önüne seren bu oyun, aynı zamanda siyaset ve iş hayatındaki sonu gelmez hırsları irdeliyor. Eser, şartlar ne olursa olsun tercihin hayattan ve sanattan yana yapılması konusunda bir umut ışığı olmayı hedefliyor. Göktuğ Tolga Demiralp, hiçbir şeyden keyif almadığı için tek çıkar yol olarak intiharı düşünen bir adamı canlandırıyor.

Ünlü tiyatro oyuncusu hayatını kaybetti

Tiyatro oyuncusu Oğuz Oktay tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp Ve Damar Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Yoğun Bakım ünitesinde bir süredir tedavi gören tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu 76 yaşındaki Oğuz Oktay, saat 00.20′de hayata gözlerini yumdu. Oğuz Oktay’ın cenazesi Kadıköy, Bağdat Caddesi’ndeki Erenköy Galip Paşa Camii’nde bugün öğle namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek. OĞUZ OKTAY KİMDİR?1939 yılında Yalova’da dünyaya gelen Oğuz Oktay, oyunculuk yaşamına 1955 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nde okurken adım attı. İlk rol aldığı oyun Plautus’un Esirler adlı yapıtıydı. Daha sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde iç mimarlık okudu.Oğuz Oktay, pek çok tiyatro oyunu, sinema filmi ve televizyon dizisinde rol aldı.(DHA)

Onun hastalığı da yüz körlüğü

Daniel Devlin isimli İngiliz adam, ne eşini ne çocuklarını ne de yakınlarını görünce tanıyabiliyor. Yüz körlüğü anlamına gelen prosopagnosia rahatsızlığı olan 46 yaşındaki Devlin, ses tonları sayesinde insanları tanıyabildiğini söylüyor. Bu hastalığın şimdilik herhangi bir tedavisi yok.İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşayan Daniel Devlin, evli ve iki çocuk babası. 46 yaşındaki Devlin, eşi, oğlu ve kızıyla aynı evi paylaşıyor. Ne var ki sabah akşam gördüğü yüzleri tanımıyor. Zira o, yüz körlüğü anlamına gelen prosopagnosia rahatsızlığından mustarip. Beynimizde yüz tanıma görevini yerine getiren bir bölüm var. İngiliz adamın beynindeki bu bölümü dünyaya geldiğinde hasarlıymış. Bu hastalığın şimdilik herhangi bir tedavisi yok. Ressamlık yapan Devlin, eşini, çocuklarını ve diğer tanıdıklarını sesi ve vücut diliyle tanımaya çalışıyor. Bu hastalık, 50 kişiden birinde görülebiliyor. İngiltere’deki sayısının ise toplamda 1 buçuk milyon kişiyi bulabildiği öne sürülüyor. Hastaların bazıları, sadece tanıdık yüzleri tanımakta güçlük çekerken, bazıları ise insan yüzünü hiçbir şekilde ayırt edemiyor. Devlin, beynindeki yüz tanıma yeteneğine sahip olmadığını; ancak bunun kendisi için çok büyük bir sorun teşkil etmediğini anlatıyor. Ona göre önemli olan bu hastalıkla başa çıkıp çıkamadığı. Ses tonlarıyla da insanları ayırt edebildiği için çok sıkıntı yaşamıyor. Devlin, “Sokakta birisiyle karşılaşırsam ona ‘Nasılsın?’, ‘İşler nasıl gidiyor?’ gibi sorular yöneltiyorum. Karşımdaki kişi bu sorularıma cevap verene kadar da onun kim olduğunu hatırlıyorum.” diye konuşuyor. ‘Tanıştığımıza memnun oldum’ ifadesini ise tamamen hayatından çıkarmış. Daha önce tanıştığı birisi olabileceği gerekçesiyle konuştuğu kişiye ‘Seni gördüğüme sevindim’ ifadesini kullanıyormuş.Londra’daki Birkbeck Üniversi-tesi’nde prosopagnosia hastalığını araştıran bir grup var. Araştırmacılardan Joanna Parketny, Devlin ile de yüz yüze görüşmüş bir isim. Parketny, bu hastaların sadece ünlü yüzleri değil, eş ve yakınlarını tanımakta da güçlük çektiğine işaret ediyor. Dahası yine bu hastalar için yeni kişilerle tanışmanın zor olduğunu belirtiyor. Yüz tanımanın çok önemli bir yetenek olduğunun altını çizen Parketny, çok sık olmasa da prosopagnosia hastalarının sosyal toplum içinde yalnızlaşabildiğini de sözlerine ekliyor.

Rap müzik, hiçbir yerde Amerika’daki kadar suça bulaşmadı

Rap müzik sanatçısı Joey Badass, güvenlik görevlisinin burnunu kırmıştı. Snoop Dogg, kokain bulundurmak suçundan üç yıl hapis yatmış. 2002’de ev arkadaşını öldüren Big Lurch, müebbet hapis cezasına çarptırılmış. Örnekler gösteriyor ki Amerikalı rapçiler, dünyada en çok suça bulaşanlardan.ABD’li rap şarkıcısı Joey Badass, kendisine kimlik soran güvenlik görevlisini yumruklaması ile gündeme gelmişti. Konser için gittiği Yeni Güney Galler’de kimliğini göstermek istemeyen, ardından da görevlinin burnunu kıran Badass için 5 sene hapis cezası istendi. Henüz 19 yaşında olan Badass, suça karışan diğer rap şarkıcılarını akla getirdi. New York şehrinde doğan ve 80’li yıllarda popüler olan bu müzik türü ne yazık ki suça bulaşan ünlüleri ile anılıyor. Bugün dünyanın hemen yer yerinde sevilen bir müzik türü haline gelen ‘rap’ ise hiçbir yerde Amerika’daki kadar suça bulaşmamış görünüyor. En yakın örneklerden biri şarkıcı sevgilisi Rihanna’yı bir kıskançlık kavgasının ardından döven Chris Brown. 25 yaşındaki rap şarkıcısı Rihanna’yı dövmekten yargılandığı mahkemede şartlı tahliye edilmiş ve tekrar suç işlemesi halinde hapse gireceği belirtilmişti. ABD’li Chris Brown için geçtiğimiz yıl denetimli serbestlik koşullarını ihlal etmek suçundan 131 gün hapis cezası verildi.Bir başka isim lisedeyken çete üyesi olan Snoop Dogg. Mezun olduktan kısa süre sonra kokain bulundurmak suçundan üç yıl hapis yatan Dogg aynı zamanda bir çete üyesi olan Philip Woldemariam’ın öldürülmesiyle alakalı olarak suçlanmıştı. Rap şarkıcısı, yaşadığı bazı yasal sorunlar nedeniyle Avustralya ve İngiltere’de yasaklı. Puff Daddy önce şehir içinde yaptığı tehlikeli araba yarışı yüzünden tutuklandı. Çok geçmeden elindeki silahla rastgele ateş ederken yakalandı. Bir dönem başarılı müzik kariyeri ve oynadığı 8 Mil filmiyle gündeme gelen Eminem’in de suç konusunda benzer bir şöhreti var. Şarkıcı, karısına bir bar çıkışı silah doğrultmuş ama daha sonra silahın boş olduğu ortaya çıkmıştı. 2002 yılında aldığı uyuşturucu hapların etkisi ile ev arkadaşını öldüren Big Lurch, müebbet hapis cezasına çarptırılan bir rap şarkıcısı. 34 yaşındaki kadın rap şarkıcısı Remy Ma ise kariyerinde oldukça başarılı olduğu bir dönemde alacaklı olduğu Makeda Barnes-Joseph adlı bir kadınla girdiği kavga esnasında silahla kadını öldürdü. Bunlar suça bulaşan Amerikalı rapçilerin sadece bir kısmı. Elbette dünyanın başka ülkelerinden örnekler de var. Güney Kore’nin önde gelen rapçilerinden Kwon Ki Bum, uyuşturucu ticareti yapma suçu ile tutuklu yargılanmıştı. Türkiye’de ise Sagopa Kajmer mahlası ile bilinen rap şarkıcısı Yunus Özyavuz, yurtdışından sipariş ettiği bitki tohumlarından dolayı gözaltına alınmış fakat daha sonra serbest bırakılmıştı.Şarkı sözleri ülkelere göre değişiyorŞarkı sözlerine bakarsak bu durum tesadüf değil. Amerika’da zorluklara direnen siyahların sesi olarak doğup dünyanın pek çok ülkesine taşınan rap müzik, zamanla dönüşüme uğrasa da muhalif yanını muhafaza etmiş. Şarkı sözlerinin konusu ise ülkelere göre değişmiş. Örneğin Japonya’da rap müziğinin en güncel konuları arasında yemek, cep telefonları ve alışveriş alışkanlıkları var. Ortadoğu’da muhalifler rap müzikle sesini duyurmaya çalışıyor. Latin Amerika’da ise bu müzik türü çoğunlukla devlet ve yasayla sorunları olan, ekonomik yoksunluklarla, şiddetle iç içe yaşayan fakir insanların hikâyelerini konu ediniyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinde ise daha uyuşturucu, cinsellik, şiddet ve para ile ilgili sözler var.

Baskıcı rejimlerin yeni baş belası ‘Fire Chat’

Dünyada ve Türkiye’de zaman zaman You Tube’un kapatıldığı, Twitter’ın engellendiği haberleri gündeme gelse de teknoloji dünyası, sansüre direnecek uygulamalar geliştirmeyi sürdürüyor. İnternetsiz bedava mesajlaşmayı sağlayan cep telefonu uygulaması ‘Fire Chat’ bunun son örneği. 17 dile çevrilen uygulamanın 4 milyondan fazla kullanıcısı var.İnternet ve sosyal medya kimileri için vazgeçilmez haberleşme araçları iken, özgürlükten rahatsız olanlar içinse ‘baş belası’ sayılabiliyor. Twitter’ın tahtını henüz sallayamayacak olsa da Silikon Vadisi’nden çıkan ve internetsiz bedava mesajlaşmayı sağlayan cep telefonu uygulaması ‘Fire Chat’ kısa zamanda otoriter rejimlerin ve iletişim şirketlerinin korkulu rüyası haline gelmiş durumda. Nasıl gelmesin ki; son olarak Fransa’da 12 kişinin öldürüldüğü mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıları protesto etmek için yapılan yürüyüşte Fire Chat etkisi göstermiş. İnsanlar Fire Chat kullanarak nerede kimin hastalandığı, doktora ihtiyaç olduğu bilgisini paylaşmış. Ağustos 2014’te ABD’de çölde düzenlenen bir konserde telefon sinyalleri kesilince, konserin ertelendiği bilgisi Fire Chat üzerinden yayılmış. Peki Fire Chat nasıl kullanılıyor. Akıllı telefonlara indirilen program, 50 metrelik kapsama alanı içinde bluetooth aracılığıyla iletişime imkan sağlıyor. Fire Chat ve Open Garden uygulamalarının mucidi ve şirketin Fransız asıllı CEO’su Micha Benoliel, 2014 yılının uygulamaları için parlak bir yıl olduğunu belirtiyor.Tayvan’da ‘ayçiçeği hareketi’ sırasında hükümet interneti kesme tehdidinde bulununca, haberleşme alternatifi arayan protestocular Fire Chat’i mobil cihazlarına indirmiş, uygulama Tayvan’da birinci sıraya yerleşmişti. Hatta meclisin içi ve dışındakiler arasında tek iletişim aracı bu chat programı haline gelmiş. Benoliel, geliştirdiği uygulamanın potansiyelini ilk kez Tayvan vakasında fark ettiğini söylüyor.Fire Chat, İran, Facebook ve Whatsapp gibi mesajlaşma uygulamalarını yasakladığında ya da Irak’ta internet kısıtlandığında bu ülkelerde de bir indirilme rekoru kırıyor. Sadece Irak’ta bir hafta sonunda 40 bin kullanıcı Fire Chat’i indiriyor telefonuna. Bu uygulamanın dünyaca tanınması ise Hong Kong’da eylül sonunda patlak veren protestolarla birlikte gerçekleşiyor. Nüfus yoğunluğunun fazlalığı nedeniyle cep telefonları iflas edince ve protestocular internetin kesilmesinden de korkunca Fire Chat sayesinde organize oluyorlar. İlk 24 saat içinde 100 binden fazla kişi uygulamayı indirirken, yedi milyonluk adada ilk haftada bu sayı bir milyonu aşıyor. Benoliel’e göre bu tepki, Hong Kongluların Çin hükümetine gönderdiği bir ‘bizi susturamazsınız’ mesajı.Dünya haritasında internetin özgür olduğu ve olmadığı yerleri gösteren Benoliel, “Bugün dünyada internet yasaklayan ülkeler, özgür bırakanlardan daha fazla, bu korkutucu.” derken, Türkiye’yi de riskli ülkeler arasında sayıyor. Fire Chat’in mucidi Benoliel’e göre bu uygulama telefon şirketlerinin de rakip olarak gördüğü bir alternatif. Zira, iki akıllı telefon arasında iletişim kurulabilmesi için sadece kablosuz internet bağlantısı ve Bluetooth olması yeterli. Nitekim, ünlü telekomünikasyon şirketi AT&T, Benoliel bu sistemi ilk 2012’de geliştirdiğinde Open Garden’a yasak konulması için teklifte bulunmuş.Benoliel, konser, festival gibi kalabalık ortamlardaki iletişim problemini düşünerek bu programı geliştirdiğini söylese de Fire Chat, adeta tüm muhaliflerin sığınağı olmuş durumda. 30 Aralık’ta Rus muhalif lider Alexei Navalny, bir protesto düzenlemeden önce Fire Chat’e yazarak hesabının teyit edilmesini istemiş. Ancak kısa süre sonra tutuklanmış ve bunu Fire Chat üzerinden takipçilerine duyurmuş.