Milyon dolarlık otomobiller, 25 yıl garajda çürümüş

Yan taraftaki fotoğrafta gördüğünüz toz kaplı arabalar, zamanın unuttuğu Corvette model spor otomobillerinden başka bir şey değil.İlki 1950’li yıllarda üretilen ve bir zamanlara damgasını vuran 36 adet Corvette araba, ABD’nin New York şehrindeki bir garajda kaderine terk edilmiş halde bulundu. Ressam Peter Max’e ait olan araba koleksiyonu, geçen yaz Scott Heller isimli bir koleksiyonere satıldı. New York Times gazetesinde yer alan habere göre 25 yıldır garajda boş boş bekletilen arabalar, yeni alıcısı tarafından yenilenerek müzayedede satışa sunulacak. Arabaların üretim tarihi 1953’ten 1989’a kadar değişiyor. 1953’teki arabadan sadece 300, 1955’tekinden ise 700 adet üretilmiş. Pek çoğu zarar gören arabaların elden geçirilerek tamir edilmesi şart. Dünyanın en büyük Corvette otomobil koleksiyonunu iki oğlu ve kuzeniyle birlikte aldığını söyleyen Scott Heller, arabaların yenilenmesi için Max ile birlikte çalışmak istediğini; ancak bu teklifin Max tarafından reddedildiğini söyledi. Heller, şimdilerde Chris Mazilli ile birlikte yol almaya çalışıyor. Mazilli, şu anki en büyük amaçlarını ‘arabaları eski ihtişamına geri döndürmek’ olarak özetliyor. Bu sürecin ardından müzayedeye odaklanacaklarını aktaran Mazilli, arabaların tek tek değil de koleksiyon halinde satılmalarını arzu ediyor.

‘Ölene kadar filmlerde oynamak istiyorum’

Türk sinemasının usta oyuncusu Türkan Şoray, Atina’da düzenlenen “Türk Filmleri Haftası” kapsamında dün akşam hayranlarıyla bir araya geldi.Tainiothiki Sineması’nda “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmini izledikten sonra seyircilerin sorularını cevaplayan Şoray, sinemada daha az rol almanın acısını hissettiğini ama umudunu hiç kaybetmediğini söyledi. Şoray, “Yılda 12 filmde oynuyordum. Yaklaşık 220 filmde rol aldım. Daha sonra yılda 1 filme düşmeye başladı. Bunun acısını çok hissettim. Sinemayı çok seviyorum. Bu kriz döneminde bile sinemadan kopmadım. Senaryolar yazıyorum. Bazı filmlerde de rol aldım. Dört senedir film çevirmiyorum. Ama ölene kadar filmlerde rol almak istiyorum.” dedi. Genç yaşlarda daha çok filmlerde rol bulunabildiğini fakat kadın oyuncuların yaşı ilerlediğinde Türkiye’de olduğu gibi dünya genelinde de rol sayısının azaldığını dile getiren Şoray, “4 film yönetmenliğim var. Sinemadan kopmuş değilim. Üstlenebileceğim bazı roller var.” ifadelerini kullandı.

Taşlar yerine otursun, 17 Aralık sürecini yazacağım

Yazar Ahmet Ümit, Mecidiyeköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin sosyal medyada açtıkları davet kampanyası ısrarlarına dayanamadı. Öğrencilerle buluşarak hayata dair deneyimlerini paylaştı. Öğrencilerin#beyoglununenguzelabisimecidiyekoyanadolulisesine etiketiyle Twitter’da başlattığı kampanya üzerine okula gelen Ümit, yazarlık serüvenini anlattı.Öğrencilerin sorularını cevaplayan Ümit, 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile başlayan süreci kaleme almak istediğini söyledi. Ümit, “Türkiye’nin bu son dönemi yazılmayı çok hak ediyor ve yazılması gerekiyor. Fakat şu anda henüz taşlar biraz yerine oturmadı. Hakikatler biraz daha ortaya çıksın. Yazmayı çok istiyorum ve yazacağım.” dedi. Gerçeklerin açığa çıkması gerektiğini söyleyen yazar, “Ama şu anda her şey çok dalgalı ve süreci bir bütün olarak ele almak lazım. Bundan önce, Ergenekon olayı ortaya çıkmadan önce 2000 yılında Kukla romanımda Ergenekon’u yazmıştım. Şimdi de her şeyin yerine oturmasını bekliyorum.” diye konuştu.İlk öyküsünü 1982’de yazdığını dile getiren Ümit, bu öykünün 40 dile çevrilmesi üzerine yazar olmak için cesaret kazandığını anlattı. “Yazarın üslubunu belirleyen şey kişisel tarihidir.” diyen yazar, hayatının, polisiyeye benzediğini, bu yüzden ortaya koyduğu eserlerin de polisiye olduğunu söyledi. İyi bir yazar olmanın öldükten seneler sonra bile okunabilir olmakla ilgisi olduğunu ifade eden Ümit, “Nasıl bir yazar olduğuma zaman karar verecek.” dedi. Öğrencilerden gelen, “Kitaplarınızı nasıl yazıyorsunuz?” sorusu üzerine ise Ümit şunları söyledi: “Kitaplarımı bir tek evimde ya da Beyoğlu’ndaki ofisimde yazabiliyorum. Bir de ihtiyacım olan şey yalnızlık ve müzik.” Yazar olmasaydı ressam veya müzisyen olabileceğini dile getiren Ahmet Ümit, “Ama yazar olmak şahane bir şey ve ben zevkle yazıyorum. Çünkü yazarken farklı karakterle dönüşüyorsun.” ifadelerini kullandı. Hayat felsefesini ise iyimserlik üzerine kurduğunu açıkladı.

Başrol oyuncularına büyük paralar verip diğerlerine teberru dağıtıyorlar

Usta oyuncu Sümer Tilmaç, sanat hayatında 50. yılını ‘Sümerce’ adlı tiyatro oyunuyla sahnede kutlayacak. İlk gösterimi 30 Ekim’de Ankara’da yapmaya hazırlanan Tilmaç, dizi ve film sektöründe başrollerde hep aynı kişilerin oynamasına sitem ediyor. Tilmaç, “Tecrübenin günümüzde karşılığı yok. Roller ahbap–çavuş ilişkisine göre veriliyor.” diyor.‘Süper Baba’ dizisi, ‘Hababam Sınıfı Merhaba’ filmlerindeki rolleri ile hafızamıza kazınan Yeşilçam’ın usta oyuncusu Sümer Tilmaç, sanat yaşamında 50. yılını geride bırakmaya hazırlanıyor. Tilmaç, ‘Sümerce’ ismini verdiği tiyatro oyunu ile 50. sanat yılını kutlayacak. Bugüne kadar biriktirdiği anılarını anlatacağı oyununda ‘Ustalarım’ dediği Adile Naşit, Münir Özkul gibi sanatçılarla yaşadığı anılarına da yer verecek. “Ben meşhur birisi değil, tanınmış birisiyim.” diyen oyuncu, “Ustalarım gibi halk sanatçısı olmaya çalışıyorum.” ifadesini kullanıyor. Sanata elli yılını veren Tilmaç, geçtiğimiz aylarda bir dizi için kendisine teklif edilen rakama çok üzüldüğünü dile getirmişti. Tecrübenin günümüzde karşılığının olmadığına değinen sanatçı, “Başrol oyuncularına kocaman kocaman paralar verilirken, diğerlerine de teberru (bağış) yapıyormuş gibi para dağıtıyorlar. Böyle olunca ekip işi yapılmaz.” diyerek yapılan haksızlığa dikkat çekiyor.Sanat yaşamına Antalya’da tiyatro ile başlayan, ardından Yeşilçam filmlerinde oynamak için İstanbul’a gelen oyuncu, bugüne kadar irili ufaklı 200 filmde, 80 tiyatro oyununda rol aldı. Fakat rol aldığı filmlerin sayısının daha fazla olduğunu da “Sektöre ilk başladığım yıllarda ekmek parası kazanmak için ismimin geçmediği filmlerde oldu.” sözleri ile anlatıyor. Münir Özkul, Gazanfer Özcan gibi isimlerin öğrencisi olarak yetişen ve Adile Naşit ile on yıl aynı sahneyi paylaşan Tilmaç, “Bizim zamanımızda sinema üzerine okullar yoktu ama çok değerli ustalarımız vardı, sinemayı onlardan öğrendik.” diyerek bunun kendisi için bir avantaj olduğunu ekliyor. Tilmaç, “Ben halk sanatçısı olmak istiyorum çünkü benim ustam Münir Özkul. Bir halk sanatçısının ne olduğunu halk sanatçısına gösterilen ilginin, sevginin ne olduğunu çok iyi yaşadım Münir abiyle.” diyor.Halkla iç içe olmaya, onlarla fotoğraf çektirmeye her zaman özen gösterdiğini söyleyen Sümer Tilmaç, “Seyircinin sizi kendi ailesinden biri gibi hissetmesi önemli olan.” yorumunu yapıyor. Bazı oyuncu arkadaşlarının halkı yanına yaklaştırmamasına anlam veremeyen Tilmaç, “Onların öyle davranmaları insanları hakiki anlamda kırıyor. Bu insanlar meşhur olmak için her şeyi yapıyorlar, olduktan sonra her nedense halkla iç içe olmaktan imtina ediyorlar. Garip bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorum.” diye konuşuyor. Sanat yaşamı boyunca usta oyuncularla çalışma imkânı bulan Tilmaç, ‘Sümerce’ oyununda biriktirdiği anılarına yer verecek. Bunun yanı sıra ‘Sümerce’de, Tilmaç’ın rol aldığı ‘Kanlı Nigar’, ‘Keşanlı Ali’, ‘Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar’ tiyatro oyunlarından da sahneler olacak. Anıları anlatırken teatral dili de kullanacak olan usta oyuncu esprili bir dille “Tiyatroda hiç para kazanmadım, belki böyle kazanırım.” diyor. Oyunun ilk gösterimini 30 Ekim’de Ankara’da yapacak olan Tilmaç, 28 Ekim’de baş rollerini Mehmet Ali Erbil ile oynayacağı filminin de çekimlerine başlayacak.Yeşilçam filmlerinde ekip işi yapıldığının altını çizen Sümer Tilmaç, “Ertem Eğilmez filmleri ekip filmleridir, bir tane Kemal Sunal yoktur orada Şener Şen, Perran Kutman vardır.” diyerek yeni nesil sinemasında bunun örneğini pek göremediğini söylüyor. Dizi ve film sektörünü değerlendiren usta oyuncu, başrollerde hep aynı kişilerin oynamasına veryansın ediyor. Çok yetenekli oyuncuların olduğuna değinen sanatçı, “Bir yönetmen tiyatrolara gidip orada yetenekli arkadaşlara rol vermiyor, hep hazırları tercih ediyorlar.” diyor. Role uygun olmakla popüler olmanın farkını anlatan Tilmaç, bir dizide veya filmde rol almanın ahbap-çavuş ilişkisi ile sağlandığını savunuyor. Setlerde insanların birbirine saygı duymadığını söyleyen usta oyuncu, “Her şeye ayıracak zamanları varken rol için iki dakika insanlar birbirini beklemiyor. Bazen rolümü unutmuş gibi yapıyorum, beklemeyi öğrenmeleri için.” diyerek şikâyetini dile getiriyor.

Kraliçe ilk tweet’ini attı

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, Twitter kullanmaya başlayarak, kraliyet ailesinde bir ilke imza attı.Dün İngiltere’nin başkenti Londra’daki Bilim Müzesi’ni ziyaretinin ardından ilk tweet’ini şöyle attı: “Bilim Müzesi’ndeki Bilgi Çağı sergisinin açılışını yapmaktan memnuniyet duydum. Umarım herkes sergiyi gezmekten hoşnut olacak.” yazdı. Tweet’i ise ‘Elizabeth R.’ (Kraliçe Elizabeth) diye imzaladı. 88 yaşındaki kraliçenin tweet’i kısa bir süre içinde 20 binden fazla kullanıcı tarafından paylaşıldı. Kraliyet ailesinden sosyal medya üzerinden bugüne kadar kimse kişisel olarak takipçileriyle iletişime geçmemişti.

Hababam’ın öğrencilerinden Validebağ tepkisi: Hatıralarımıza Dokunmayın!

Türk sinemasının unutulmazları arasında yer alan Hababam Sınıfı’nın çekildiği Validebağ Korusu’nun imara açılmasına filmin oyuncuları tepki gösterdi. “Hababam’ın hatıralarına dokunmayın” diyen Ahmet Arıman, Hababam’ın ‘Postal Rıza’sı Ercan Gezmiş ve Ümit Doğru hatıralarının gelecek nesillere aktarılabilmesi için Validebağ’ın doğal yapısının korunması gerektiğini söyledi.Birinci derecede sit alanı olan ve imara açılacağı iddialarıyla tartışmaların odağındaki Üsküdar Validebağ Korusu Türk sineması için de önemli. İçinde tarihi Valide Sultan Kasrı ile Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı Av Köşkü’nün de bulunduğu Validebağ, unutulmaz filmlerden Hababam Sınıfı’nın çekildiği yer. Hababam’ın duvarları söküp de maça kaçtığı, Şener Şen’in attan düştüğü, pikniğe gidildiğinde otobüsün önüne ineğin çıktığı sahneler koruda çekilenlerden bazıları. Bu yüzden Üsküdar Belediyesi’nin otopark ve cami projesiyle tartışılan korunun betonlaştırılmasına tepki gösterenlerin başında Hababam Sınıfı’nın oyuncuları geliyor. “Hababam’ın hatıralarına dokunmayın” diyen oyuncular korunun doğal yapısının bozulmasına karşı çıkıyor. Milyonların severek izlediği Hababam Sınıfı sahnelerinin çekildiği Validebağ Korusu’nun birinci derece sit alanı olduğunu hatırlatan Hababam’ın Hayta İsmail lakaplı oyuncusu Ahmet Arıman, “Biz Hababam Sınıfı oyuncuları olarak hatıralarımıza dokunulmasını istemiyoruz. Dokunmak bir tarafa o hatıraların yaşandığı yerin korunarak nesilden nesle ulaştırılması lazım.” diyor. “İmara açılacak başka bir yer yok mu?” diyen Ümit Doğru da “Bırakın Validebağ toprak kalsın bırakın üstünde ağaçlar olsun. Toprağın üstüne beton dökmenin ne anlamı var?” ifadelerini kullanıyor. Validebağ için platform kurduklarını ve 12 bin 800 imza topladıklarını hatırlatan Hababam’ın ‘Postal Rıza’sı Ercan Gezmiş ise “Bu imzalar yetkililere iletilmesine rağmen yine de değişen bir şey olmadı. Önceki akşam saatlerinde iş makineleri girmeye başladı oraya. Hani demokrasi, hani özgürlük?” diye tepki gösteriyor.Hababam Sınıfı’nın öğrencileri için Velidebağ’ın anılarındaki yeri de çok özel. Arıman hatırlarını şöyle anlatıyor: “Hababam Sınıfı’nın bir bölümünde göle düşme sahnesi var. O da orada çekildi. Pikniğe gittiğimiz yer, otobüsün önüne inek çıkması ve Kemal Sunal’ın o ineği ikna ettiği yer hepsi Validebağ’ın içinde çekildi. Ben tarihi binaya zarar verecekler diye çok korkuyorum. Belki burayı imara açmak isteyenler ‘Bana ne hatırasından?’ diyebilir. Bütün ahaliyi hiçe sayıp ben buraya inşaat yapıyorum denilirse bu haksızlıktır.” Hababam’ın ‘bacaksız’ lakaplı oyuncusu Tuncay Akça ise İstanbul’a yeşili bitirmek isteyen rant zihniyetinin hakim olduğunu savunuyor. Akça, “Validebağ’a rant olarak bakılıyor. Marmara Hastanesi oradan alınıp Pendik tarafına getirildi. Orasını yavaş yavaş ranta açmak istiyorlar. İstanbul’da yeşili bitiren bir zihniyet hakim. Parti gözetmeksizin bunu kim yaparsa yapsın karşıyım. Oksijeni bol, insanların dinlenip spor yapabileceği Validebağ’ın doğal yapısının bozulmasını istemiyorum. Bunu kim yaparsa yapsın kardeşim dahi olsa karşıyım. ” diye konuşuyor.İmara açılacak başka yer kalmadı mı?Ümit Doğru, Validebağ’ın aynı zamanda akciğer hastalarının tedavi edildiği bir prevantoryum olduğunu kendisinin de 1975 yılında orada tedavi olduğunu anlatıyor. Son olarak yetkililere “İmara açılacak alan kalmadı da şimdi Validebağ korusuyla mı veya Validebağ Kasrı’yla mı uğraşıyorlar?” sorusunu yönelten Doğru, “Validebağ’ı taş yığınına beton yığınına çevirmeye çalışıyorlar. Bırakın toprak kalsın bırakın üstünde ağaçlar olsun. Toprağın üstüne beton dökmenin ne anlamı var?” şeklinde konuşuyor.17 yaşında gençliğinin en güzel zamanlarının Vali-debağ’da geçtiğini vurgulayan Ercan Gezmiş, “Bizim duvarları söküp de maça kaçtığımız sahne orada çekildi. Bütün beden eğitimi derslerimiz orada yapıldı, bütün aşklar orada yaşandı. Korunun milimetrekaresinde büyük nostalji ve tarih var. O filmleri önce babam, ben sonra çocuklarım şimdi torunlarım izliyor. Hababam sahnelerinin çekildiği Validebağ Korusu, doğal yapısı korunarak gelecek nesillere aktarılmalı.” yorumunu yapıyor.

Bizi star rolünde oynatmazlar

Sinema filmlerindeki ve dizilerdeki başarılarıyla tanınan ünlü oyuncu Hakan Bilgin, şu sıralar ‘Küçük Ağa’ adlı diziyle çıkıyor izleyicilerin karşısına.Aynı zamanda çocuklara tiyatroyu sevdirmek için önemli projelerde yer alan oyuncu, star olmaktan ziyade insanlara faydalı olmanın peşinde koşuyor. Tercih edildiği roller için, “Bizim kulvardaki oyuncular genelde başroldeki arkadaşları destekleyecek, hikâyenin akışını aktarabilecek, daha eğlenceli bir şekilde yapımın izlenmesini sağlayabilecek lokomotif oyunculardır.” yorumunu yapan Bilgin, “Bizi star rolünde oynatmazlar. Star olmak farklı bir şey.” diyor. Bilgin, “Aktörlüğü çok iyi bilen ama star olduğu için aktörlük yerine poz vermek, güzelliğine daha çok önem vermek zorunda kalan birçok arkadaşımız var. Bende öyle bir durum yok. Ben sadece inandırmak zorundayım, en önemli şey bu.” ifadelerini kullanıyor. “Hiçbir zaman tiyatroyu ya da diziyi mecbur kaldığım için yapmadım.” diyen Bilgin, küçüklüğünden beri Metin Akpınar gibi olmanın hayallerini kurduğunu dile getiriyor.Kehkeşan Dergisi’nin eylül sayısına özel açıklamalar yapan Hakan Bilgin, oyunculuğa küçük yaşta Zeki Alasya-Metin Akpınar skeçleri ile başlamış. Küçük Ağa’nın Maho’su Hakan Bilgin, bugün usta olarak gördüğü Zeki Alasya ile aynı yapımda oynamanın büyük bir şans olduğunu ifade ediyor. Karadenizli olduğu için bir dönem hep Karadenizli rollerinde oynadığından yakınan Bilgin, “Ben farklı bir rol oynadığım zaman kendimi daha iyi hissediyorum.” diyor. Tiyatro izlememiş çocukları tiyatro ile buluşturmak için TOÇEV ile projeler yürüten oyuncu, “Köylere, kasabalara tiyatro götürdük. Bu vesileyle Türkiye’yi tanıdım, sıkıntıları gördüm. Faydayı seven bir insanım, öyle boş oturarak aktörlük yapmaya çalışan biri değilim.” yorumunu yapıyor. Oğlunun da faydalı ve mutlu olacağı işlerde yer almasını isteyen Hakan Bilgin, “Oğlumun mutlu olacağı her şeyde yanında olurum. İsterse manav olsun, yeter ki mutlu olsun.” diye konuşuyor.

Yaptık bir mimarî, herkes müzeyi sevsin diye!

Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, sergiledikleri materyallerin yanı sıra mimarî yapılarıyla da adından söz ettiriyor. Çoğu Pritzker ödüllü mimarî yapılar arasında yer altına kurulan da, zigzag şekilde inşa edilen de var.Müzelerin müdavimleri olduğu kesin. Ama bir o kadar da kapısından içeri adım atmakta önyargılı davrananlar olduğu da… İşte bu algıyı yıkmak isteyenler, müzeleri sıradanlıktan çıkarmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyor. Kimi içeriğini, kimi mimarisini kimi de her ikisini bütünlüğe kavuşturuyor. Mimarisiyle dikkat çeken en ilginç müzeler, BBC tarafından derlendi. Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama’da yer alan ‘Biomuseo’ isimli biyoçeşitlilik müzesi, bunlardan biri. Panama Kanalı’nın üzerinde yer alan ve geçtiğimiz ay açılan müze, 4 bin metrekarelik bir alan üzerine inşa edilmiş. Projenin mimarı; tekdüzeliğe meydan okuyan, Pritzker ödüllü Frank Gehry. Değişik şekillerde rengarenk çatılardan oluşan müzenin içerisinde 8 galeri mevcut. Bir diğeri, Çin’in Nankin şehrindeki Sifang Sanat Müzesi. 2013 yılının Kasım ayında kapılarını açan müze, Çinli mimar Li Hu ile ABD’li mimar Steven Holl tarafından dizayn edildi. Siyah bambunun dekorasyon malzemesi olarak kullanıldığı müze, kentin manzarasını da sunuyor. Danimarka’nın kuzeydoğusundaki Helsingör’de yer alan müze de ilgi çekenlerden. Danimarka Ulusal Denizcilik Müzesi’nin bütün tabuları yıktığını söyleyebiliriz. Zira mimar Bjarke Ingels ve ekibi, projelerini hayata geçirmek için yer üstünü değil de yer altını seçti. RIBA ödülüne layık görülen müzede beton ve çelik detayları öne çıkıyor. Hollanda’daki Stedelijk Müzesi, çağdaş sanat koleksiyonunun yanı sıra içindeki kilise ile ilgi çekiyor. Daha önce bakımsız olan bu kilise, 2014 yılında yenilenmesinin ardından modern bir mimariye kavuşmuş. Ancak pencere ve kolon gibi tarihi parçalara dokunulmayarak orijinal havası bozulmamış.Son yıllarda açılan müzelerin çoğu mimarisiyle akıllarda iz bırakmakta yarışıyor. Ne var ki BBC’nin derlediği haberde yer verilen diğer müzeler arasında Toronto’daki Aga Khan Müzesi, Fransa’nın Marsilya şehrindeki ‘MuCEM’, Norveç’teki Porsgrunn Denizcilik Müzesi ve Güney Kore’deki Chang Ucchin Müzesi var. Geçen ay açılan Aga Khan Müzesi’nin dış cephesi parlak beyaz taşlar ile dekore edilmiş. Yine Pritzker ödüllü mimar Fumihiko Maki’nin mimarlığını üstlendiği müze, İslam sanatına dair örnekler sunuyor.

Annesi Shakira ile babasının maçını izledi

İspanya Futbol Ligi La Liga’nın 8. hafta maçları tamamlandı. Ligde Barcelona ve Eibar cumartesi günü karşı karşıya geldi.Barcelona’daki CampNou Stadyumu’nda oynanan ve Barcelona’nın 3-0 galibiyetiyle sonuçlanan maçın tribündeki seyircileri arasında ünlü bir anne ve oğlu da vardı. O ünlü isim Barcelona’nın yıldız futbolcusu Gerard Pique’nin eşi Shakira ve oğlu Milan’dı. 21 aylık Milan, babasının maçını annesinin kucağında izledi. Pique bir ara yedek kulübesine gelen oğlunu kucağına alarak sevdi.

Bisikleti olmayana Kopenhag’da yer yok

Danimarka’nın başkenti Kopenhag, dünyada bisiklet sürülebilecek en iyi yerlerden biri. Özellikle İstanbul gibi trafikten dert yanılan mega şehirler, ‘bisiklet şehir’e sahip olmayı hayal ediyor olabilirler.Ne var ki Kopenhag’ın derdi de başka. Park halindeki bisikletlerin çokluğu, şehrin kimi zaman kontrolden çıkmasına neden oluyor. 1,2 milyon kişinin yaşamını sürdürdüğü ve 350 kilometre bisiklet yolunun olduğu şehirde, halkın neredeyse yüzde 50’si bisiklet kullanarak istikamet yerine varıyor. Sorun ise işte tam bu noktadan sonra başlıyor. Bisikletlerini rastgele bırakanlar, kaldırıma koyanlar, yayaları zor durumda bırakıyor. Niels Jarler, onlardan biri. 30’lu yaşlarda olan ve bisiklet kullanmayan Jarler, özellikle hafta sonları kaldırım yerine yoldan yürüdüğünü anlatıyor. Zira yayalar için yapılan kaldırımın bisikletlerle dolu olduğunu belirtiyor. Kopenhag’daki bisiklet kullananların canı nereye isterse oraya park ettiğine işaret eden Jarler, “Nüfusun da gittikçe ilerlemesiyle bu durum artık çileden çıkarır bir hal aldı.” ifadelerini kullanıyor. Ona göre şehir plancıları, bisiklet konusunu yerel vatandaşları düşünecek şekilde ele almıyor. Kirsten Hoeholt isimli seramik sanatçısı da özellikle şehrin dışındaki tren istasyonunun hafta sonları bisiklet yığınıyla dolu olduğunu söylüyor. Bu sorunun şehrin her yerinde mevcut olduğuna dikkat çekerek, “Daha iyi ve daha çok bisiklet park yerlerine ihtiyacımız var.” diyor.Yaya yollarının bisikletçiler tarafından işgal edilmesinin yanı sıra bir de hırsızlık sorunu var. BBC’de yer alan verilere göre geçen sene 18 bin bisiklet çalındı. Kullanıcılar, genellikle bisikletlerini bir zincir vasıtasıyla istedikleri yere kilitliyorlar. Ancak bu her zaman kalıcı bir çözüm olmuyor. Anton Pilmark isimli bir öğrenci, çoğunlukla eski bisikletleri kullandığını dile getiriyor. Şimdiye kadar hiçbir bisikletini çaldırmayan Pilmark, hırsızlığa karşı bu yöntemin etkili olduğunu düşünüyor. Son 8 yılda 7 bin bisiklet park yeri oluşturulduğu belirtiliyor; ancak nüfus artışı ve bisiklete olan ilgi nedeniyle bu sayının yetersiz olduğu öne sürülüyor.